Yeniden savaş!

Barış derken savaş, yeniden kapıya geldi dayandı galiba. Büyük bir operasyonun varlığı televizyonlardan anons ediliyor. Bugüne kadar yapılmış en kapsamlı operasyon olacağı, ABD Dışişleri bakanın gelmesiyle start alacağı da söyleniyor. Büyük patron ne diyecek bakalım? “Biz İran’a gireceğiz, sizde bu operasyona ilaveten Kuzey Irak’tan girip şu Kerkük’ü kurtarın” falan mı diyecek acaba?

Büyük komplo teorilerinden öte işler iyice kötü gidiyor. Dağlarda ve o dağlara operasyona gidecek çocukları olanların yürekleri nasıl atıyor şimdi? Dayanılır bir stres değil. Genç olmanın bedeli de çok büyük. Savaşın ortaya çıkardığı tahribatlar artık her yönüyle biliniyor. Sadece savaştırılan gençler değil, tüm toplumun ağır bedeller ödediği de biliniyor. Ama eril dünyanın en büyük ısrarı savaş.

AKP Hükümeti de savaş düzenlemelerini hızla yerine getiriyor. Geçmişi mumla aratacak yasalar hazırlandı. Elleri değmişken aile içi şiddete ilişkin de kafalarına göre maddeler koymayı ihmal etmiyorlar. Onlara göre bir tokat şiddet olmaz tabii ki. Ayrıca dayak yiyen kadın kendi hakkını arasın. Şikayet etsin. Şikayet etme gücünün olup olmamasının bir önemi yok.

Bu yeni bir süreç ve hepimizin geleceği acısından çok ciddi tehlike sinyalleri veriyor. Erken seçimle, hiç umulmayan bir partinin iktidara gelmesi bile mümkün. Böylesi bir tablo karşısında gösterilen duyarlılık ve tepkinin yeterli olmadığını söylemek bile artık bıkkınlık veriyor. Bu ülke hepimizin. Hepimiz doğup büyüdüğümüz bu topraklar içinde mutlu yaşamak istiyoruz. Ama bir türlü bunu başaramıyoruz.

Yılgınlık, umutsuzluk gibi duyguları beslemek gibi bir niyet taşımıyoruz. Ama yine de neden bu kadar tepkisiz bir toplum? Sorusunun yanıtlarını bilip de değiştirememek insanı kahrediyor. Savaşla bu yüzyılda insanlık adına elde edilecek bir kazanım yok. Aksine kaybedilecek o kadar çok şey var ki.

Üstelik bugün 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı. Ulusal egemenliğinizin olmadığına mı yanarsınız? Çocukların bayrama edemediğine mi? Dünyanın dört bir yanından çocukları getirip sahte güzellikleri göstermek çok ikiyüzlü bir tutum. Bence hepsini toplayıp

Şirnak’a, operasyon bölgesine götürsünler. Dizilmiş tankları, ellerinde kocaman silahlı askerleri göstersinler; “İşte bu ülkede biz savaşı çok seviyoruz. Sorunlarımızı meclislerde çözemiyoruz. Meclislerde ancak insanların hak ve özgürlüklerini kısıtlayacak yasalar çıkarabiliyoruz” desinler.

Yada Diyarbakır’a götürüp daha birkaç gün önce çocukların sokak ortasında öldürüldüğü yerleri göstersinler. Bu hafta namus gerekçesi ile öldürülen genç bir kadının varlığından da bahsetmeye pek gerek yok. Bu meseleler artık yine en ötelenecek meseleler haline gelmeye başladı. Çok doğal olarak bir yerde savaş varsa, hayat normal akışını sürdüremez. Öncelikler değişir. Bu değişen önceliklerin ilk sırasını da cins meselesi alır.

Yazmak, konuşmak, tartışmak son derece önemli. Ancak bıçak kemiğe dayandı denilen o dayanamama hali içinde sözden öte bir şeyler gerekiyor galiba. Hatta Kürtler ne istiyor? Ülkeyi bölecekler mi? Bölmeyecekler mi? Tarihi kökenleri, nüfusları, dilleri nedir? Anadilde eğitim mi? Öğretim mi istiyorlar? Soruları ve yanıtlarıyla uğraşmak bile bu süreçte gerekli değil.

Yapılması gereken en ivedi ve zorunlu şey silahların susmasıdır. Bunun için ne yapmak gerekiyorsa o yapılmalıdır.

Scroll to Top