Yaşanılan yerin insan psikolojisindeki yeri önemli . Her sabah uyandığınızda “ne güzel burada yaşıyorum” diyebilmek büyük bir şans. İşte Datça’da genellikle güne böyle başlanıyor.
Datça Ege Bölgesi’nde Muğla iline bağlı bir ilçe. Bir yarımada. Nüfusu, 2021 verilerine göre 25.519. Yazın bu oran katlanarak artıyor. İnsanların Datça’da sürekli yaşayıp kısa süreler için gidip geldikleri büyük kentlerde başka evleri de var. Bu nedenle nüfus kış aylarında da bu rakamdan çok daha yüksek. Bu da Datça için hayırlı bir şey olmuyor. Yerel yönetimlerin hizmet almasında bu rakamlar hep engel olarak duruyor. İnsanların ikametgahlarını Datça’ya aldırmakta neden isteksiz olduklarını henüz tam olarak anlayabilmiş değilim. Türkiye büyük iç göçler son yıllarda da dış göçler yaşayan bir ülke. Çoğumuz doğduğumuz topraklarda ölene kadar yaşamayı başaramadık. Göçün nedenleri ayrı bir konu. Merkezi yönetimlerin uyguladıkları politikalar, hepimizi daraldığımız yerden başka yerlere sürüklüyor. Hani bir laf vardır; “misafir misafiri, ev sahibi hiç birini istemez” . Tam da öyle bir durum yaşanıyor Datça’da. Yerleşenler inşallah daha çok kimse gelmez modundayız.
Yerel halk ellerindeki toprakları burada çok kıymetli olan düğünlerini yapmak için satmışlar, satmaya da devam ediyorlar. Daha geniş topraklara sahip olan aileler ise ranta açmışlar. Memlekette uyanık çok. Bütün sahil kasabalarında yaşandığı gibi Datça’da inşaat halinde. Evler, evler… Birbirinin tıpkısı 40 metrekarelik evler yapılıyor ve yüksek fiyatlara satılıyor. Kiracılarda zor durumda. Yerlisi olan halk o kadar gaddar değil ama başka yerlerden gelip zamanında ucuz evlere sahip olanların hiç acıması yok. Kat be kat yıllık zam istiyorlar. Açılan dava sayıları epeyce kabarık. Bu küçük, birbirinin aynısı ve çok pahalı olan evler maalesef alıcı buluyor. Son yıllar hayatımızın tamamını kaplayan mevzuu yani. Amman kaçırma birkaç ay sonra bu fiyatı bulamazsın meselesi. Para hepimiz için gerekli tabiiki. Yaşamımızı insanca koşullarla sürdürebilmek için gerekiyor. Ama bu kadar çok mülk edinme tutkusu, parayı çoğaltma arzusu bizim gibi ülkelerde yaşayan insanlara özel. Çok klişe ama, ömür çok kısa ya. En fazla 90 ı zorlarsınız. Bu ülkede buda neredeyse imkansız. Üstelik dünyayı terk ederken yanında hiç bir şey götüremiyorsun. Beton bir eve sahip olabilmek için bu güzelim doğaya yok etmek büyük insafsızlık.
40 yıl önce Datça’ya ulaşmak epeyce zordu. Marmaris’ten sonra çok dar virajlı bir yolu o günün minibüsleriyle sıcaktan pişerek midemiz bulana bulana varırdık Datça’ya. Havaalanı Dalaman’da. Otobüslerde Marmaris’e kadar gelirdi. Şimdi yol çok genişletilmiş. Dalaman’dan konforlu transferlerle çok daha rahat ulaşılıyor. Fakat Datça’da yaşayanlar için Marmaris ve Muğla’ya ulaşmak o kadar da kolay değil. 40 yıl öncesinden daha konforlu ve biraz daha büyük minibüsler var. 20 kişi alıyor. Saat başı kalkan bu taşıtlar hızla çoğalan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak. Son arabayı kaçırdınız mı Marmaris’te kaldınız demektir. Taksi ile gelmek her yiğidin harcı değil tabii. Araçların bu kadar dolu olmasının faturası kolayca 65 yaşa bağlanıyor. İnsan kartı uzatmaya korkuyor. Bazı şoförler çok sinirleniyor. Onlar da haklı. Ücret ödenmeyen bu kartların bedeli araba sahiplerine yüklenmemeli. Merkezi ve yerel yönetimler çözüm bulmalı. İnsanlar sadece gezme amaçlı yolculuk yapmıyor. Buraya genel olarak İstanbul ve Ankara gibi kentlerden yaşları yüksek insanlar göç ediyor. Yaş almak demek sağlık sorunlarının da teker teker ortaya çıkması demek. Yine kayıtlı nüfusun yetersizliğine bağlı olarak Datça’nın çok güzel bir hastanesi olmasına rağmen sadece 4 bölümle hizmet veriyor. Branş doktorları gelmiyor. Sağlık sorunlarınız için çevredeki hastanelere gitmek zorundasınız.
Dünyanın ikinci, Türkiye’nin ise en zengin oksijen deposu olduğu belirtiliyor. Bunun bilimsel temeli var mı bilmiyorum. Ama gerçekten her mevsim tatlı tatlı esen rüzgarıyla bunaltmayan çok temiz bir havası var. Nem oranı yaz aylarında bile minimum. İnşaatların çoğalmasıyla bu oranın biraz arttığı söyleniyor. Göç edenler genellikle dünya görüşü, hayata bakışı daha demokrat olan insanlar. Her alanda örgütlenmiş sivil topluluklar var. Kedi ve köpek cenneti. Onlara çok iyi bakılıyor. Çok mutlular burada çok. Kurslar, korolar çok çeşitli hobi toplulukları var. Açık havada ücretsiz çeşitli spor aktiviteleri yoğun. En önemlisi vizyona giren kaliteli filmlerle Türkiye’nin büyük kentlerinden önce buluşmamızı sağlayan bir sineması var.
Plansız yapılanma ve göçün getireceği temel sorunsa su. Yaz aylarında sıkıntılar yaşanmaya başlandı. Hemen yakınımızdaki Bodrumun ise artık temel sorunu su. Susuzluk nedeniyle yazlıklarını satan çok insan var. Datça’nın su kaynaklarının kapasitesini bilmiyorum ama önümüzdeki yıllarda önemli bir sorun olarak ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor. Su yoksa hayat da yok demektir. Bu plansızlık devam ederse, liman inşaatı da tamamlanırsa on yıla kalmadan Datça Datça olmaktan çıkar diyenler umarım yanılırlar.
Bu güzelim yeri el birliğiyle yaşanmaz kılmaya çalıştığımız bir gerçek. Devlet mekanizmaları ve yerel yönetimler Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi at gözlüğü takmışçasına dörtnala doğayı tahrip etmeyi sürdürüyorlar. Bizimde elimizdeki her şeyi yerlere ve denize atma alışkanlığımız hiç hız kesmiyor. Boşalmış bir bira kutusunu çöp kutusuna kadar taşımak ne kadar zor olabilir ki? Sevgili Datça, seni çok seviyoruz ama galiba hakkettiğin özeni göstermiyoruz.





