17 Aralıktan bu yana herkes birbirine bu soruyu soruyor. Ne oluyor? Yoğun bir tartışma var. Analizler yapılıyor. Tayyip Erdoğan ve AKP’liler, hükümeti ve Başbakanı devirmek amaçlı bir komplonun düzenlenmiş olduğunu söylemekte ısrarlılar. Üstelik içerden, iktidarın iktidar olmasına büyük katkı sunmuş bir yerden. Fethullah Gülen ve cemaatinden gelen bir komplo. Çok açık ve sert bir kavga sürüyor aralarında. Üstelik her şeyin daha da sertleşeceği, hatta kan döküleceği iddiaları dolaşmaya başladı son günlerde. Bu komplonun emperyalist ülkeler tarafından desteklendiği de pek tabii iddianın başında yer alıyor.
Peki, ne oldu da İslami hareket kendi arasında böylesine önemli bir çatışmaya girdi? Seçime çok az bir zaman kalmışken oy kaybı kaygısı bile duymadan çatışmayı her gün biraz daha tırmandırıp birbirlerine operasyon yapıyorlar. Şüphesiz biraz daha kapsamlı düşünmek ve analiz yapmakta fayda var. Önemli ve bir o kadar da zorlu bir coğrafya üzerinde yaşıyoruz. Ortadoğu da yaşayan halkların çoğunluğu Müslüman ve Amerika’nın, Avrupa’nın kültürel gelişim ve değerlerinden çok farklı değer ve algılara sahipler. Yeniçağa ayak uydurma çabaları henüz çok yeni. Kendi aralındaki sorunlar uzun ve kanlı savaşlarla çözülmeye çalışılıyor.
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşuyla Ortadoğulu yanını keskin önlemlerle “Kürtleri, Ermenileri, Rumları katlederek yüzünü çabucak Avrupa’ya döndürmeye çalıştı. Ama Avrupa’nın demokratik devlet yapısını hiçbir zaman içselleştirmedi. Vatandaş haklarını önemsemedi. Vurdu mu oturan, güçlü devlete ve onun kolluk güçlerine koşulsuz itaat eden eril ve Müslüman bir Türk Devleti yaratmakta ısrar etti.
Komünistleri, aydınları, işçileri, emekçiler, Lazım diyen Lazları, Kürdüm diyen Kürtleri işkence ve baskıyla cezaevlerinde bastırmaya çalıştı. On yılda bir gelen darbelerle her seferinde “tehlike” olarak gördüğünü yok etmekle uğraştı.
Kürtlerin 29. isyanı otuz yıldır süren acımasız bir savaşa dönüştü. Bu savaş, on binlerce gencin ölmesine, trilyonların yok olmasına neden olmakla birlikte, Kürtleri güçlendirdi. Artık Türkiye’de yaşayan hiç kimse Kürtlerin varlığını inkâr edemiyor. Kürtçe diye bir dilin olduğunu da. Yaşadıkları ve göç ettirildikleri yerlerde yerel yönetimleri kendi karar verdikleri Kürtler yönetiyor. Galiba Mart seçimlerinde daha çok yerde seçilecekler.
AKP iktidara gelir gelmez de mevcut hukuk sistemini, kendi adamları eliyle askeri vesayeti yok etmek için kullandı. Bu hukuk sistemi öyle bir sistem ki dünyada eşi benzer yok. Kanıt ihtiyacı duymayan ya da kendi kanıtını kendi oluşturan bir sistem. Her zaman kurunun yanında yaşın da yandığı, haklıyı haksızdan ayırmadan cezaevlerini doldurmaya hizmet eden bir sistem. Askerin elinin alıştığı darbelerle canları yananların ahı çıkıyor, onlar da yaptıklarının cezasını çeksinler derken, hukuksuzluk ve adaletsizlikler yeni bir ezilenler cephesi oluşturuyor.
Yaşadığımız tüm siyasi gelişmeleri içinde bulunduğumuz coğrafyadan ve bu coğrafya üzerindeki emperyalist çıkarları olan devletlerin menfaatlerinden bağımsız değerlendiremeyiz. Üstelik tüm devletlerin derin bir yanı var. Bu derinlik ülkelerin demokrasilerine göre farklılık gösteriyor. Demokrasisi güçlü ülkelerde bu derinlikler halkın yaşamını altüst etmeye güçleri yetmiyor. Ama bizim gibi demokratikleşme konusunda ayak direyen, sürekli kan kaybeden ülkelerde altüst olmalar çok daha derin yaşanıyor.
Tabii bu toz duman arasında çoğumuzun açıkça gördüğü önemli bir gerçek var. Bu cemaatin tek derdi hayır işlemek, memlekete hayırlı evlatlar yetiştirmek değilmiş. İktidar olmak devlet mekanizmalarını ele geçirmek istemişler. Ve geçirmişlerde. Adalet sistemi başta olmak üzere paralel bir devlet kurulduğunu bizzat Başbakanın ve hükümetin yetkili ağızlarından dile getirildi. Tabii ki o büyük güç para, para. Bizim gibi çalışıp çabalayan ayın sonunu getiremeyen, zamların altında ezim ezilen geniş yığınların hafsalasını alamayacak kadar büyük rakamlar.
Aralarındaki kapışmada çok büyük yolsuzlukların yapıldığı ortaya çıktı. “Kefenin cebi yok” deyimini sıkça hatırlatan bu çevrelerin galiba bize anlatmadıkları, bildikleri bir şey var ki bu kadar parayla, rantla ilişkililer. Üstelik birbirlerine karşı son derece hesaplı kitaplı bir hazırlık var. Teknolojiden yüksek oranda yararlanıyorlar. Mekân dinlemeler, birbirlerini takip ederek yaptıkları ahlak dışı şeyleri kasetlere çekiyorlar. Zamanı geldikçe ortaya çıkarıyorlar.
17 Aralık, resmi iktidar olan hükümet ile gayri resmi ortağı Gülen ve cemaati arasındaki ihtilafın iyice büyümüş olmasından ortaya çıktı. Bu artık su götürmez bir gerçek. Dershanelerin kapatılması tartışmasıyla başladı. Üstelik dershanelerin kapatılacağı iki, üç yıldır söyleniyorken. Bu arada dershanelerle ilgili tartışma da bir anda kesiliverdi.
Ortaya dökülüp saçılan en temel şey, büyük bir yolsuzluk olduğu. Başbakanın ve çok sayıda bakanın çocuklarının da karıştıkları yolsuzluklar. Sözü edilen miktarlar öylesine yüksek ki.
Bu ülkede iktidara gelen ve birazda uzun süre kalan tüm siyasiler yolsuzluk yaptı. Hiçbirinin hesabı sorulmadı. Büyük ihtimalle bunların da yedikleri yanlarına kâr kalacak. Tayyip Erdoğan’ın tüm hesabı seçimde alacağı oya yönelik. AKP’ye verilen her oyu yolsuzluklardan arınmanın bir gerekçesi olarak kullanacak.
Başbakanın bu süreçte bile son beş yıldır artarak sürdürdüğü saldırgan, agresif üslubu ve kibirli duruşu katlanarak çoğaldı. Adeta bir padişah edasıyla her şeyi elinde tutmayı sürdürüyor. Gezi olaylarını, dışarıdan desteklenen ve kendisine dönük bir komplo olarak değerlendirmiş ve gencecik insanların ölümüne, gözlerinin kör olmasına sebep olmuştu. Oysa bu ülkenin gençleri, demokrasi isteyen kesimleri kişisel hak ve özgürlükleri için son derece önemli bir mesaj vermişlerdi. Bu mesajı almadı, görmedi. Aksine şiddete, polis gücüne dayandı. Şimdi de kişisel iktidarını korumaya, Cumhurbaşkanı olmaya giden yolda ilerlemekte kararlı görünüyor.
Bu nedenle kendi çocukları, kabinesindeki bakan ve bakan çocukları ve tüm eşrafının büyük bir yolsuzluk batağında olduğu ayan beyan ortadayken o, yine komplo iddialarının peşinde. Yolsuzluklara ilişkin dürüst bir adım atmaya hiç niyetli görünmüyor.
Yoksullukla mücadele adına yardımlar yapan, yoksul gençler için dünyanın her yerinde eğitim kurumlarıyla gençler yetiştiren ve kendisine hizmet hareketi diyen cemaatin de bu yolsuzlukları paylaşımda en büyük ortak olduğu da açıkça ortada.
Büyük bir kaosun içindeyiz. Bütün yetkileri elinde tutmakta ısrarlı olan Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti bana göre sonun başına geldi. AKP yıkılmadan yerine hangi parti, hangi lider getirilecek? Çok yakınlarda seçimler var. Yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara’nın AKP’nin elinden gitmesi bu sonu hızlandıracaktır. Ama en önemlisi, Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Erdoğan’ın en büyük isteği Başkanlık sistemi getirerek kendini daimi başkan yapmaktı. İşte bu çok zora girmiş görünüyor. Böylesine bir iç kapışma sonrasında Erdoğan’ı seçme ihtimalleri oldukça zayıflamış görünüyor. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı seçimleri son derece önemli.
Kürt savaşının bir süredir durmuş olması, çatışmaların ve gençlerin ölmüyor olması çok kıymetli. Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki adımları cesurca adımlardı demeye de insanın dili tam varmıyor. Ama Fethullah Gülen’in yaklaşımı, sorunun PKK ’siz ve Öcalan ’sız çözümünü istiyor olması, aralarındaki önemli bir çelişkiydi. Son günlerde Fethullah Gülen, Kürt sorunu hakkında böyle düşünmediği, anadilde eğitimi savunduğuna dair günah çıkarır gibi açıklamalar yaptı ama bu saatten sonra samimi gelmiyor insana. Bu sürecin savaşın tekrar başlamasına hizmet etme ihtimali de önümüzde duruyor. Bu çok ürkütücü. “Yeter ki AKP Hükümeti yıkılsın, Tayyip gitsin. Kürt savaşı da başlarsa başlasın. Zaten bunlarla barış olmazdı” şeklindeki yaklaşımlar da bir o kadar ürkütücü. Son yaşadıklarımızdan çıkarılacak en önemli sonuç, bu ülkenin ve bu ülkede yaşayan herkesin en temel ihtiyacının demokrasi olduğudur. Demokratikleşmiş bir ülkede yöneticilerin böylesine büyük yolsuzluklar yapması mümkün değil. Yaparlarsa da cezalarının olmaması mümkün değil. Yasaların değişmesi hiç bir şeyi düzeltmiyor. Tam da yerel seçimler arifesinde 17 Aralık tartışmaları yine kadın sorunlarının üstünü örttü. Kadınlara dönük yegâne haberler fiziksel şiddet haberleri ile sınırlı olmayı sürdürüyor. Oysa kadın temsilinin en az olduğu alan yerel yönetimler. Partiler kesinleşmiş aday listelerinin tamamını henüz açıklamadılar ama büyük ölçüde adaylıklar kesinleşti. Tablo hiç iç açıcı görünüyor. Eskiye oranla daha düşük olacağa benziyor. BDP bile yüzde elli kotayı kadınları meclis üyeliklerinin birinci sırasında gösterdiği eş başkan formülü ile tamamlamaya çalışıyor. Yine de en yüksek orana sahipler. Önümüzdeki günler önemli gelişmelere gebe. Bakalım hep birlikte izleyip göreceğiz.
Amargi Dergi – Sayı:32 syf:26
