Geçtiğimiz hafta ortasında Kürt siyasetinde yer alan eski ve yeni siyasi partilerin genel başkanları, Demokratik Toplum Hareketi’ni desteklediklerini açıkladılar. Bu açıklama hepimizin beklediği ve umduğu bir durumdu, gerçek oldu. Olumlu şeyleri görmeyi istiyoruz, bekliyoruz ve bunu hak ediyoruz diye düşünüyorum.
Bu olumlu tabloyu izlerken tabii benim aklıma gelen ilk şey yeni oluşumun kadın politikası ve Demokratik Toplum Hareketinde kadının rolünün ne olması gerektiğiydi. Ne yapayım ben hayata kadın bakışıyla bakıyorum. İlk gözüme çarpan da eski genel başkanların hepsinin erkek olması oldu.
Hem dünya tarihinin hem de Kürtlerin tarihi içinde kadının konumunu ve yaşadığı süreci az çok biliyoruz. Ya da bunu tartışıyoruz. Ancak içinde bulunduğumuz noktayı doğru çözümlemek gibi bir sorumluluğu da gözden kaçırıyoruz. Kürtler son 30 yıldır verdikleri demokrasi mücadelesinde kadın meselesinde önemli gelişmeler sağladı. Bunda Sayın Öcalan’ın rolü çok büyük. Kadınların çabaları ise hiç de küçümsenemeyecek düzeyde. O zaman sorun nerede? Bence sorun kadın meselesinde eskide direnen anlayışlarda.
Demokratik Toplum Hareketinde bu direnç kırılacak mı? Yapılan açıklamalar ve bu hareketin bu güne kadar geldiği seyre baktığınızda Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, Avrupa’nın ve Dünya’nın gidişatı konusunda belirlemeler doğru. Türkiye’nin temel ihtiyacı demokrasi. Demokrasi Kürt sorunun çözümünü kolaylaştıracak tek çare. Yoksulluğun, işsizliğin ve daha birçok sorununda çözümü demokraside yatıyor. Demokrasinin en önemli ayağı ise kadın meselesi. Yani bana göre çözüme giden yolun önünü açacak en önemli konu toplumsal cinsiyetçi rollerin çözümlenmesinde ve bunu bilince çıkarmaktan geçiyor.
Biz kadınlar bu meseleyi hep gündemde tutacağız ve tutmalıyız. Ancak bu sadece kadınların içselleştirmesiyle çözülecek bir mesele değil. Ki bu noktada da sorunlar var. Demokratik Toplum Hareketi cins sorununu gündeminin ön sıralarına koyup ona uygun politikaları samimiyetle üretirse istenen başarı sağlanabilir. Bu güne kadarki deneyim ve birikimler son derece önemli. Üstelik halka dayalı ve halkın istemleri doğrultusunda bir siyaseti hedefleyen bir hareket, o halkın yarısını kadınların oluşturduğunu da unutmamalıdır.
Bu güne kadar emek vermiş kadrolar, aydınlar ve en önemlisi de halkımız, tıkanan siyaseti aşmada istekli. Ancak bazı yanılgılar da ön tıkayıcı oluyor. Yani “eskiler her şeyi yanlış yaptı yeniler gelsin” demek de bana göre bir yanılgı. Doğrudur geçmişte önemli hataları hep birlikte yaptık. Ama temel sorun bizlerin kafalarımızı yenilemesi. Çünkü bu noktada çok fazla yeni insanın katılımını beklemek gerçekçi değil. AKP Türkiye açısından önemli bir örnektir. AKP’yi yaratanların hemen hemen hepsi “milli görüş” siyasetinin en önde gelenleriydi. Hiç biri yeni değildi.
Erken iktidar hastalığımız, birey olamadan kendimizi her şeyin önüne koymamız da bir diğer tıkayıcı unsur oldu. Başkasını eleştirmek, yanlışını görmek çok kolay. Hele genel merkezleri suçlamak ve eleştirmek daha da kolay. Ama galiba en zoru kendi içimize ayna tutmak. Kürt siyasi tarihinde ödenen bunca bedele rağmen bana göre siyasette en büyük bedeli son yedi yılda ödedik. 3 Kasım genel seçimlerinde içimize tutmamakta direndiğimiz ayna, 28 Mart yerel seçimlerinde daha derinleşen bir bedel ödettirdi hepimize.
Biraz yüksek sesle düşünmek, dertleşmek geliyor insanın içinden. Hepimiz epeyce daraldık, kırıldık ve moralsiz leştik. Artık silkinmek gerekiyor. En doğruyu düşünmek ortak akılla oluyor her zaman. Bu ortak aklı yakalayacak potansiyeli değerlendirmekte hepimize düşüyor. Yeni oluşuma kolay gelsin. Bu arada içimize ayna tutmaya da özen gösterelim diyorum.
