Merak ve heyecanla beklemekteyiz, aylar süren belirsizlik ne zaman sona erecek diye. İlk açıklama yapıldığında en azından adı kondu, bundan sonrası hızla gelir diye düşündük. Ama ilginç bir hareketsizlik var. Üstelik nedenini, nasılını kime soracağını şaşırtan bir gizemlilik taşıyor.
Hareket adı üstünde hareketli olan, durağan olmayan manasında. Üstelik siyasette hareket, çok daha kapsamlı bir durum. Adeta dipten gelen dalga. Aynı anda, aynı şeyleri hisseden, farklı yerlerde yaşayan, farklı işlerde, uğraşlarda, cinsiyette, yaştaki insanların bir araya gelmesi. Üstelik coşkuyla, heyecanla, kendini içinde hissederek. Daha iyi bir yaşam daha iyi bir düzenle olacaksa eğer işte bizler daha iyi bir düzeni yaratacağız inancıyla. Dalga dalga gelişerek, her gün artan ve çeşitlenen etkinliklerle olur benim bildiğim.
Bu hareketliliğin koordinesi için kolaylaştırıcı misyonu ve sorumluluğu olacak bir gurupla işe başlanmış olması da anlaşılır bir durum. Ama oradan bir adım daha ileri atılmadı, atılamadı gibi. Belki de benim ruh halim iyi değil. Kendini hem içinde, hem de çok dışında hissetme hali. Aslında birçok insanın aynı duygular içinde olduğu da bir gerçek laf aramızda. Neler yapılmakta, neler planlanmakta nasıl bir yol haritası düşünülüyor gibi soruları soracak ve yanıt alacak muhatap bulunsa bu tür kaygılar gelişmez. Bunun yolu da sorumluluğunuz olan kamuoyuna gereken açıklamaları zamanında yapmaktan, tartışmaktan geçer. Bu gizemlilik nedendir anlamamaktayım. Artık sabredemeyip yüksek sesle sormaktayım.
Yapılan açıklamaların sonunda ise mutlaka aydınlara bir çağrı var; gelin katılın diye. İyi de adı üstünde “aydın”. Aydın olan nereye çağrıldığını bilmeden, anlamadan gelir mi hiç? Öncelikle izlenecek politikaların çok genel söylemlerden hızla çıkıp somutlaşması gerekiyor. Ayrıca ileride oluşacak partinin programının alt yapısı niteliğinde temel konuların çoktan tartışılmaya başlanması gerekirdi. Anlaşılan henüz böyle bir çalışma da yok. Hal böyle olunca insan karamsarlığa kapılıyor. Nasılsa iyi kötü bir kitlemiz var. Ne kadar itelesek, kakalasak bizden vazgeçmezler. Eh, aynı anlamda epeyce kadro da var. Yaparız bir şeyler gibi basit mi düşünülüyor diye kötü kötü şeyler akla geliyor.
Başlangıçtaki kadın temsiliyetinin azlığını görünce eş başkanlık ve eş başkanın birinin kadın olması, hareketin yarısı veya üçte birinin kadın olması önerilerinin nasıl hayat bulacağı da önemli sorular olarak cevap bekliyor. Kadın meselesi nasıl tartışılacak? Kadın temsiliyetini bu kadar az sayıda sınırlayarak başlayan bir hareket toplumsal cinsiyetçi roller üzerine yeterli politika üretebilecek mi? Bunun pratiği nasıl olacak? CHP’nin o inanılmaz kadın kurultayını görünce bu sorular daha bir ivedilik kazanıyor sanırım. Türkiye’de doğru düzgün kadın politikası üretebilecek bir siyaset niye böyle atıl durumda diye hayıflanıyor insan.
Sokak ortasında fütursuzca infazlar yapılıyor, anadilde eğitimi savunduğu için koskoca sendika kapatılmaya kalkılıyor. AB süreci hızla ilerliyor. Kürtler ve Kürt sorunu üzerine oldukça yoğun tartışmalar var. CHP fokur fokur kaynıyor. Merkez sağda toparlanma, birleşme eğilimleri var. Türkiye siyasetinde arayışlar sürerken Kürt sorunu itelendikçe iteleniyor. Bu arada Kürtler adına kim ne yapıyor belli değil.
Bunları yazarken bir taraftan da herkes bunu konuşuyor. Bu konuda benzer şeyler birçok defa söylendi, yazıldı, çizildi. Aynı şeyleri tekrarlayıp sıkıcı bir durum mu yaratıyoruz fikrine de kapılıyorum. Nerede kilitleniyoruz? Israrla siyasetteki bu dağınıklık, belirsizlik, örgütsüzlük neden sürmekte? Soruları, Demokratik Toplum Hareketinin hareketsizliğine bir anlam ya da uygun bir gerekçe bulmakta zorlanmaya yol açıyor işin doğrusu. Yine alışıla gelen erkek siyasetinde ısrar edilmekte olduğu gibi bir kanıda iyice kafama yerleşiyor. Üstelik zamanın böylesine harcanmakta olması da içimi daraltıyor ve de acıtıyor.
