Eski çağlarda savaşçının vücudunu korumağa yarayan bir savunma silahı olan kalkan aynı zamanda bir tehlike karşısında kendini tehlikenin muhatabı ile odağı arasında konumlandırmak anlamında da kullanılıyor. Kalkan sözcüğü, yakın tarihimizde memlekete gelen turistleri korkutmaktan başka bir işe yaramadığı anlaşılınca son verilen Bursa’nın kılıç- kalkan ekibiyle birlikte hafızalarımızdan iyice yok olup gitmişti.
Hafızalarımızdan çıkıp giden bu sözcük, ABD’nin Irak işgali sırasında “canlı kalkanlar” olarak bir başka anlamı ve üstelik oldukça güzel bir anlamıyla tekrar dilimize dolandı, gündemimize girdi. Canlı kalkanlar ilk olarak seksenli yıllarda Guatemala’da, insan hakları savunucularını korumak amaçlı başlatılmış. Irak işgali sırasında da dünyanın birçok ülkesinden ve Türkiye’den işgali engellemek, savaşı durdurabilmek umuduyla savaş karşıtları canlı kalkan olarak Irak’a gittiler. Ancak ABD’nin attığı bombalara karşı kalkan olamadılar. İnsanların ölmesine, sakat kalmasına da engel olamadılar.
Her zaman amaca ulaşamasa da son derece insanca ve barış amaçlı bir eylem. Tüm toplumsal olaylarda olduğu gibi böylesine insan ve insanı yaşatma eksenli bir eylem bir avuç sayılabilecek kadar az insanla gerçekleşirken kitleler sessizce izliyor. Şimdi canlı kalkanlar bizim ülkemizde. Bu görevi gençler üstlendi. Kürt gençleri ve sosyalist örgütlenmelerde yer alan Türk gençleri ülkemizde yaşanan çatışmanın daha kapsamlı bir hale dönmesini engellemek için çırpınıp duruyorlar.
Bu çırpınışa karşılık her zamanki memleket hali sürüyor. Birkaç duyarlı yazarın köşelerinde yer vermesinin dışında medya yine üç maymunu oynuyor. Haber değeri bile yüklenmemekte inat ediliyor. AB giriş süreci ile pembe tabloların çizildiği, düşünce ve ifade başta olmak üzere her türlü özgürlüklerin alabildiğine yaşandığı, işkencenin sistematiğinin sona erdiği gibi pek çok tartışma topluma şırınga edilmeye devam ediyor. Tam da bu günlerde barışa hizmet eden, kendi ülkesinde kan ve gözyaşının sona ermesi için çaba harcayan gençler ise işkence görüyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.
Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze bu ülkenin gençleri büyük bedeller ödedi. Ama özellikle Kürt gençleri, seksenli yıllardan bu yana hiç gençliklerini yaşayamadılar. Babalarını dedelerini sorguladılar ve kendi çocuklarına onurlu bir gelecek ve kimlik vermenin inanılmaz mücadelesini verdiler. Yaşıtlarının başka dünyalar yaşadığı aynı memlekette, aynı şehirde ve hatta aynı mahallede bu başka dünyaları hiç tanımadılar.
Kürt sorunu artık geriye dönülemez bir noktaya geldi. Bu noktada çözülmesi gerektiği noktadır. Çözümün nasıl olması gerektiğine dair sistemin ve nedense hep üzerimizde söz sahibi olma hakkını kendinde görmüş emperyalist devletlerin niyetleri ise artık daha netlik kazandı. Bu durumda onurlu bir barışı savunmak ve inşa etmek dünden daha ivedi. Kürt sorunu çözülmeden huzurlu yaşamak veya geleceğimizi aydınlık kılmak mümkün değil. Belki de bu sözcükler çok klasik ve her zaman söylenen cümleler gibi gelecek okuduğunuzda. Ama bu cümlenin anlamını ne kadar anladığımız veya yerine getirdiğimiz konusunda kendimizle olan hesaplaşmayı yeterince yapmadığımızı düşünüyorum. Eğer bunu zamanında yapsaydık bu gün çözümü de yakalamayı başarmıştık.
Gençler bizim geleceğimizse eğer ve biz buna gerçekten samimiyetle inanıyorsak yalnız bırakmayı sürdürdüğümüz gençlerimize daha güçlü sahip çıkmalıyız.
