Geçtiğimiz hafta içinde Ankara ve Bursa’da iki genç kadın daha namus gerekçesiyle öldürüldü. Kim bilir bilmediğimiz, basına yansımayan daha kaç kadın katledildi? Ama nedenini biliyoruz. Tek ve asıl neden zihniyet. Bu zihniyeti besleyen ve derinleştiren diğer tüm etkenler asıl nedenin sadece gerekçeleri. Bu zihniyet, yoksul ve eğitimsiz kesimlerde belki biraz daha yaygın. Kaybedecek fazla şeyi olmayan insanlar tepkilerini bir cinayete kadar götürmede çok daha hesapsız ve aceleci davranabiliyorlar. Öfkelerini kontrole almak için kaybedecekleri paraları, evleri, lüks hayatları, toplumsal itibarları olmadığı için daha atik davranıyorlar. Aynı anlayış zengin kesimlerde tetikçilere yaptırılıyor. Ya da daha inceltilmiş şiddet yöntemleriyle kadınlar cezalandırılıyor. Kadına yönelik şiddetin temelinde yatan zihniyet meselesini çözümlemeden bundan kurtuluş yok. Daha çok kadın bu zihniyete kurban gidecek.
Bunun en somut örneğini yine bu hafta içinde yaşadık. Ankara’da Gazi üniversitesinde bir fizik profesörünün otuz beş yıllık eşinin feryadıyla. Yaşadıkları adeta bir Nazi kampında yaşanabilecek türden şeyler. Ama yer bir profesörle yaşamını paylaşan bir kadının evi. Bizim toplumuzun en fazla değer verdiği unvandır profesörlük. Kolayda değildir bu unvanı elde etmek. Çok okumak, çok emek vermek gerekir. Çok sayıda gence örnektir. Çok bildiği varsayılır. Şimdi bu adam hala görevinin başında ve öğrencilerine ders vermeye devam ediyor.
Böylesine içlere işlemiş bir zihniyetle mücadele etmekte zaman istiyor. Üstelik çok yönlü bir mücadele gerekiyor. Sabırlı, zamana yayılan ama ısrarlı bir çalışmayı dayatıyor. Birkaç cinayet ardından yürüyüş veya mitingler yapmak sorunu çözmüyor. Şiddet üreten evleri tek tek dolaşmak, tek tek konuşmak, yasaların iyileştirilmesini ve uygulanmasını takip etmek, medya başta olmak üzere herkesi seferber etmek, eğitim sistemini yeniden yapılandırmak gerekiyor.
Tüm bunlar imkansız değil. Yeter ki buna ikna olalım. Yani toplumu değiştirip dönüştürmeye inanan, barış yanlısı, insan hakları savunucusu, demokrat, devrimci, sosyalist olan kesimler. Neden derseniz! Bu kesimler devrimlerin öncüsü olması gereken kesimlerdir. Derin, küçük küçük ama birleşince büyüyecek devrimlere.
Türkiye’de son yapılan araştırmalar toplumun ezici çoğunluğunun sağa eğilim gösterdiğini gösteriyor. Ayrıca başta cinsiyet meselesi olmak üzere yaşama dair her konuda daha tutucu bir tavır sahibi toplum. Dolayısıyla, böylesine gericileşmiş, ayrımcı, ırkçı, militarist ve erkek toplumla mücadele etmenin yolları daha ince bir toplum mühendisliğini gerekli kılıyor. Ezberleri bozmaya bu nedenle de büyük ihtiyaç var. Yasemin’in cenazesinde, evde yakınlarıyla görüşürken hepimiz bu zihniyetin derinliğiyle bir kez daha yüzleştik. Ne yapmak gerektiğini tartışıyoruz. Tartışmakta fayda var. Öte yandan dayakçı profesörün dekanlığına ve kendisine fakslar, e-postalar gönderiyoruz. Zira tepkisiz kalmak en büyük insanlık suçu. Bunu sık sık hatırlamakta fayda var.
Öte yandan adli tıptan gelen “bakireydi” raporu üzerinden basın eliyle nasıl acımasız bir yorum yapılıyor. Yani “boş yere öldürdünüz” deniliyor. Bakire olmasaydı öldürülmeyi hak etmiş gibi. Kadının bedeni üzerinde kadının dışında herkesin söz hakkı var. Bu hak her gün yeniden meşrulaştırılıyor. Bedenimize, yaşam hakkımıza öncelikle biz kadınlar sahip çıkmalıyız. Kadın örgütleri olarak da daha gerçekçi bir planlama yapmak zorundayız.
