Uzunca bir süredir kadınların gündeminde önemli bir yer tutan Türk Ceza Kanunu (TCK) tasarısı, 13 Temmuz salı günü Adalet Komisyonunda son kez görüşüldü. Eylül ayında Genel Kurulda tekrar gündeme gelecek. Tasarı, Medeni Yasada olduğu gibi kadınlar açısından hayal kırıklığı yaratan eksikliklerle dolu.
Aslında her şey dönüp dolaşıp şu “bakış açısı” meselesinde düğümlenip kalıyor. Siyasi partilerin kadın sorunundan uzak duruşlarıyla seçilen vekillerin kadına ve kadın sorununa bakışları ya kör ya da şaşı durumda. Hal böyle olunca nereye ve nasıl baktıklarını bilememenin verdiği şaşkınlık ve de bilgisizlikle yapılan iş çarpık, eksik ve yetersiz oluyor. Bu farkında olmama hali içinde de kamuoyuna ve özellikle bakışları vekillerden daha ileride olmayan basına “iyi şeyler yaptık” olarak yansıtılıyor.
Hatırlayalım, Medeni Yasa değişiklikleri sırasında da benzer şeyler yaşandı. Önemli pek çok değişiklik yapıldı; ama mal paylaşımı konusunda hem karmaşık ve adil olmayan bir yöntem tercih edildi, hem de yürürlük tarihini yasanın çıkış tarihi itibariyle geçerli sayarak eski evliliklerin bu yasa maddelerinden faydalanması engellendi. O günden bu güne çok sayıda kadın mağdur edildi ve edilmeye devam ediyor. Bizim ülkemizde kadından yana olumlu şeyler zaten kaplumbağa hızıyla gerçekleşiyor. Bir de bunun üzerine, yanlış ve eksik çıkarılan yasalar insana “eskisi gibi kalsaydı, belki ileride daha aklı başında hükümetler işbaşına gelirdi” dedirtiyor.
TCK tasarısı tartışmalarındaki en büyük itiraz “namus” cinayetlerine yönelik. Ülkemizde yıllardır yaşanan bu tür cinayetler son yıllarda daha görünür bir hal aldı. Bu cinayetlerde artış olup olmadığına dair bilimsel bir veri yok elimizde. Zira ülkemiz, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da istatistik fakiri. Ben cinayetlerin, daha görünür olduğu ve en önemlisi de kadınların bu cinayetlere artık sessiz kalmadığı ve kadın örgütlerinin konuya karşı çok daha duyarlı oldukları kanısındayım.
Yasa tasarısında “namus saikiyle” işlenen cinayetler yerine “töre saikiyle” işlenen cinayetler “nitelikli insan öldürme” kapsamına alındı. Buradaki “namus” ve “töre” kavramları meseleyi algılamada son derece önemli farklılıklar yaratıyor. “Töre” denildiğinde “ Doğu ve Güneydoğu Anadolu” bölgelerinde işlenen yani özcesi Kürtlerin işlediği cinayetler olarak algılanarak büyük bir ayrımcılık yapılmakta. Bununla da kalmayıp, tüm Türkiye’de, hatta yurt dışında “namus” adına işlenen kadın cinayetlerini bu kapsamdan çıkarmaktadır. Kadın bedeni ve cinselliği üzerinden geliştirilen bu çağ dışı eril “namus” anlayışı ile gerçekleşen kadın cinayetlerinin katilleri de bir anlamda korunmaktadır.
Kürtlerle özgün bir ilgisi olan yasanın bu maddesine yönelik olarak kadın hareketimizin yeterli duyarlılığı göstermemiş olması ise ciddi bir eksiklik. Biz kendi iç meselelerimizle uğraşırken, böylesi önemli meseleleri de kaçırıyoruz. Oysa “namus cinayetleri” nin Türkiye ve dünya kamuoyunda daha görünür kılınmasında, katledilen kadınların tabutlarını omuzlarında taşıyan bizlerin rolü son derece önemliydi. Eylül ayına kadar konuyla ilgili daha fazla çaba harcamak gerekiyor. Aksi halde işlenecek kadın cinayetlerinin cezasız kalmasında bizim de sorumluluğumuz olacaktır diye düşünüyorum.
Yasa tasarısındaki tek eksiklik bu değil. “Cinsel yönelim” maddesi de yasaya önce alınıp sonra çıkarıldı. Yani eşcinseller ayrımcılığa uğramaya ve mağdur edilmeye devam edilecek. Bunun dışında “bekâret kontrolü” konusunda da kesin bir yasaklama getirilmedi taslakta. Yasa tasarısı görüşülürken TCK Platformu başta olmak üzere birçok kadın kurumu ve kadın hukukçu önemli bir çaba harcadı. Emeği geçen herkese eline sağlık diyorum.
