Diyarbakır’da fuhuş hangi boyutta?

Geçtiğimiz günlerde kadınlara dair bazı araştırma sonuçları açıklandı. Bunlardan en dikkat çekici olanı “Hayatsız Kadınlar Dosyası” adı altında yapılan araştırma idi. Araştırmayı ATO (Ankara Ticaret Odası) yapmış. Odanın başkanı Sinan Aygün hepinizin tanıdığı bir kişilik. Üstüne vazife olmayan her şeyle ilgileniyor. Bu yetkiyi nereden aldığı da henüz gün yüzüne çıkmış değil doğrusu. Bir bakıyorsunuz Kıbrıs’a el atmış, bir bakıyorsunuz “şehit aileleri” ni DEP milletvekillerinin AB ülkelerinin temsilcilerini götürdüğü lokantaya götürmüş. Basının bile “bu kadar da olmaz!” dediği, lokanta sahibinin “devam ederseniz servis yapmayacağız!” tepkisi gösterdiği o abuk sabuk durumu hatırlamayı bir kenara bırakarak bu araştırmaya biraz göz atmak da fayda var diye düşünüp yazımı kurgularken basına bu araştırmanın alana inerek yeniden yapılmış bilimsel bir araştırma olmadığı iddiaları yansıdı. Araştırmada yer alan veriler daha önce yayınlanan kitaplardan ve emniyet kayıtlarından alınmış. Böyle bile olsa bu araştırmayı toptan reddetmek yerine ülkede fuhuşun boyutlarına dair bir bilgi veriyor olarak algılamayı tercih ettim.

Araştırmaya ilişkin bazı verileri size aktarmaktan vazgeçtim ama konun üzerinde durmakta ısrarlıyım. Beni en fazla düşündüren veri Diyarbakır’a yönelik olanı idi. Araştırmaya göre Diyarbakır’da bine yakın evde yaklaşık altı bine yakın kadın çalışıyor. Son yıllarda buna benzer rakamlar verilerek Diyarbakır başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde

fuhuşun arttığı belirtiliyor. Fuhuş neden Diyarbakır’da bu derece yüksek oranda? Kadın ideolojisi güçlü, demokrasi ve barıştan yana partilere yüzde 60’ların üzerinde oy veren, Newrozlar’da milyonlarca insanın sokağa çıktığı bir kentte bu oran bana göre önemli bir paradoksu içinde barındırıyor.

Yapılan araştırmaların sağlıklı olup olmadığı veya yıllar itibariyle düzenli bir araştırmaya sahip olup olmadığımız tartışılır. Ama tüm bilimsel veriler son beş yılın önemini ortaya koyuyor. Çatışmalı ortamın hemen bitişinden itibaren Türkiye’nin içine girdiği ekonomik kriz fuhuşun artışında önemli bir rol oynadı. Ekonomik çöküş ahlaki çöküşü de tetikliyor. Ancak Diyarbakır söz konusu olduğunda “barış süreci” olarak tanımladığımız son beş yılın bize düşen günahını da doğru irdelemeliyiz. Büyük oy oranı ile halkımızın iş başına getirdiği yerel yönetimlerin bu konu da ne yaptığını yüksek sesle tartışmalıyız. Bırakın artış olmasını, fuhuş gerilemeli ve son bulmaya doğru evirilmeliydi. Eğer Diyarbakır bizim için bir demokrasi modeli olacaksa altı bin kadının fuhuş yaptığı bir ilde demokrasiden bahsedemeyiz.

Başta yerel yönetimler olmak üzere tüm sivil toplum örgütleri fuhuşla mücadeleyi öncelikli ve ivedi bir sorun olarak ele almalı ve mücadeleyi başlatmalıdır. Bu mücadele, fuhuşun boyutlarını saptayacak bilimsel ve alana dayalı bir araştırmayı yaparak başlatılabilir. Diyarbakır’da fuhuş mutlaka sona ermelidir. Bunu başaramazsak kadın kurtuluş ideolojimizi anlamaktan başlayan ciddi bir ikiyüzlülüğü yaşadığımız gibi bir sonuçla karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olacaktır. Özellikle fuhşa itilme yaşının on beşe düştüğü, hatta bazı araştırmalarda bunun on ikiye kadar indiğini de unutmamak gerekiyor. Bu yaşlardaki kadınların her türlü yoksunluğuna çözüm üretmek zorundayız. Diyarbakır’dan başlayacak ve başarılacak böyle bir mücadele tüm Türkiye’ye de örnek olacaktır.

Bu arada yaşanan tren kazasının ardından söylenecek çok şey var. Ama öncelikle yaşamını yitirenlerin yakınlarına baş sağlığı dilemek istiyorum. Ülkemiz her bakımdan insan yaşamını hiçe sayan politikalarla yönetilmeye devam ediyor. Ve biz güçlü bir muhalefeti yaratamıyoruz. Bu çok acı!

Scroll to Top