Ankara’da 13-14 Ocak tarihlerinde yapılan konferansla birlikte oluşan sinerjiden, barıştan konuşacakken yine olmadı. İstanbul’da sıkılan kurşunlar sinerjiyi, sözümüzü kesti kopardı. Hırant Dink, bir Ermeni ve Ermeni kimliğine sahip bir insandı. Yapılan haksızlıkları açık yüreklilikle ifade etmeye, herkese anlatmak için çırpınıp durdu. Her zamanki gibi mahkemeler, linç girişimleri yetmedi. Sokak ortasında fütursuzca yaşamına son verildi.
Televizyon ekranlarına kısa sürede fotoğrafları yansıyan genç, babasının ihbarıyla yakalandı.
Henüz on yedi yaşında. Genç olmanın ötesinde henüz çocuk denilebilecek yaşta. Yoksul bir ailenin, eğitimini yarıda bırakmış, işsiz ve milliyetçi duygulara sahip bir çocuk. Geleceğe dair fazla beklentisi olmasa da böylesi büyük bir suçu işlemek için yüreğinin doldurulmuş olması gerekiyor. Ülkemizde tetiği çekecek genç bir erkek hep bulunuyor. Oysa buna benzer pek çok cinayette olduğu gibi arkasında saklı kalanlar ve gerçek katiller hiç bulunmuyor. Bu çocuğun yüreğini dolduran ve eline silahı verenlerin bulunması önemli. Aksi takdirde İstanbul Valisinin büyük güven ve sevinç içinde olaydan otuz iki saat sonra katilin yakalamış olmasını bildirmesinin hiçbir önemi yok.
301. maddeyi kaldırmayanlar daha bir üzgünmüş gibi açıklamalar yapmakla meşguller. Bu madde olmasaydı Hırant Dink kamuoyunda bu kadar görünür ve bilinir olmayacaktı. Mahkemelerde linç örgütleyen ve kamuoyu önünde aydınları hedef gösterenlerin dahi üzüntülerini bildiren açıklamaları karşısında ancak içimizde öfke, kızgınlık ve mide bulantısı duyuyoruz. Bu cinayet, başında beyaz beresi, kameraları önünden geçerek çok kolay yakalanabilecek, bir çocuğun işleyebileceği basit bir cinayet değil.
Öte yandan bu acı büyük. Ailesi, dostları için çok daha büyük. Cansız bedenine serilen örtünün altından görünen ayakkabısının altındaki delik insanın yüreğini deliyor. Maddi sıkıntıları öteleyerek inançları için mücadele verenlerin sonu bu olmamalı. Katledilmesi ardından gösterilen bazı tepkiler içinde “Türkiye’nin dış düşmanları, huzur ve kardeşlik ortamımızı bozmak istiyorlar” şeklindeki yorumlar ise en fazla düşünülmesi gerekeni. Buna gerçekten inandıkları için mi, yoksa laf olsun diye mi söyledikleri de her zaman belli olmuyor.
Memlekette huzur, sevgi, kardeşlik gibi bir ortamın olmadığı seksen yıldır belli. Üstelik giderek günlük yaşam içinde şiddet, neredeyse tek iletişim aracı haline geldi. Trafik kazalarında bile sopayı kapan aşağıya iniyor. Sokaklarda yürüdüğünüz her gün mutlaka en az bir fiziksel kavgaya şahit oluyorsunuz. Evlerin içi, komşular, akrabalar yani hiç kimse kardeş kardeş geçinmiyor. Türkiyeliler siyah derililerden hoşlanmıyorlar. Demokrasi talep edenler bile eşcinselleri kabullenmiş değil. Ermeni, Kürt olmak ama en önemlisi de bunu yüksek sesle söylemek büyük çoğunluğu rahatsız ediyor. Aziz Nesin’den sonra yüksek sesle ateist olduğunu söyleyen olmadı.
Sünniler Alevilerle, Aleviler Sünnilerle evlilik yapmaya bile hala çok mesafeli. Eski solcular ulusalcı olup vatan, millet Sakarya demekteler. Bu ikiyüzlü tutumlar medyanın eliyle milyonlara enjekte ediliyor. Bu cinayetle medyanın ikiyüzlülüğü ise inanılmaz bir boyuta ulaştı. Düşüncelerini ifade edenleri hedef haline getiren medya şimdi Hırant Dink için demokrat bir tutum içinde.
Zamanlama ise dudak uçuklatacak cinsten. Barışın arandığı ve çok farklı kesimlerin yan yana gelebildiği bir ortamda. Tam da Kürt sorunun enine boyuna tartışılabileceği bir ortamda ortalık toz duman hale getirildi. Gerçi bu cinayetten önce ilk toz duman hareketi Deniz Baykal’dan geldi. Kuzey Irak’a Türkiye ordusunun girmesini tartışmaya soktu. Bu durumda barışı gerçekten isteyenlerin daha ciddi olması gerekiyor. Bu ciddiyetten uzun zamandır uzaklaşıldı. Bu acı olay belki ciddiyeti getirir. Hepimizin başı sağ olsun.
