1 Ekim 2006 tarihi itibariyle KKK’nin ilan ettiği ateşkes, tarihi ve önemli bir karar. Bu olumlu kararla silahların tamamen susması ve bu topraklar üzerinde bir daha çatışma yaşanmaması hepimizin ortak özlemi. Ancak bu özlemin hayata geçmesi uzun, zorlu ve sabırlı bir mücadeleyi gerektiriyor.
Türk milliyetçileri ve savaştan yana olanlar, bu kararı önemsizleştirmeye çaba harcıyorlar. “Silahları bırakıp teslim olsunlar. Ne demek ateşkes?” demekteler. Bunca bedele rağmen Kürt sorununu ret etmede ısrarlılar. Diğer yandan ve bizim cephemizden; “İşte ateşkes ilan edildi. Devlet, sivil örgütler, aydınlar görelim bakalım barışı kurun. Bizden bu kadar. Daha önceki ateşkesler gibi olursa, bir şey yapmazsanız, tekrar ateş başlar ve bu sefer halklar boğazlaşır.” Demekte barışa hizmet etmekten uzak bir yaklaşım olarak görünüyor.
Normal bir ülkede, demokrasinin yerleşmiş olduğu bir ülkede çözülmesi çok kolay olan ancak
Türkiye’de çok zor olan bu derin ve karmaşık sorunun çözümü için daha sabırlı ve ısrarlı olması gerekende Kürt cephesidir. Barışın dilini oluşturmamız, yeni bir dil kurmamız lazım. Kürt halkının ne istediğini daha net ortaya koyulması lazım. Anadilde eğitim, anayasal vatandaşlık, valilerin seçimle iş başına gelmesi gibi somut ve net talepler iyi bir dille kurgulanmalıdır.
Silahların susması annelerin yürek çarpmasını hafifletti. Bu yürekleri ortaklaştırmak ve büyütmek barışın inşasında son derece önemli. Savaşın tüm Türkiye’de yarattığı her türlü tahribat bilimsel raporlarla ortaya konmalı. Tüm bunlar zaman ve sabır istiyor. Ancak halkın ikna olduğu bir barışı devlet mekanizmalarına kabul ettirebilirsiniz.
Kürt sorunun önünü açmak için parlamento temsiliyeti son derece önemliydi. Ama bununla ilgili tarihi bir fırsatta kaçırılmış görünüyor. Başından bağımsız adaylıklara kitlenilince seçim barajının düşürülmesi için hiçbir caba harcanmadı. Ekim ayı sonu itibariyle bu değişikliğin yapılma şansı da yok. İktidar ve ana muhalefet partileri büyük bir uzlaşı içinde sadece yirmi beş yaşı geçirdiler. Bağımsız adaylıkları da zorlaştırdılar.
Zorlaşan bağımsız adaylıklarda kadın temsiliyeti şansı da iyice ortadan kalkıyor. Zira siyasi mühendislik yapacak yetenekteki kişilerin tasarlanarak parlamentoya sokulma şansı ortadan kalkıyor. Aşireti, parası olan adaylar arasında sürecek kıran kırana bir mücadele ufukta görünüyor. Böylesi bir mücadelede kadınına yer açmakta hiç mümkün değil. Bu isyanın Kürtler açısından kazanımlarını görerek, gelinen nokta itibariyle yitirdiklerini de iyi hesaplamalıyız. Son yirmi beş yılın en büyük mağduru yine Kürtler olmuştur. Özellikle zorunlu göçlerle yerinden edilenlerin yaşamları ve yeni jenerasyonlar olumsuz bir evrim yaşamıştır. Yitirilen canların yerine konacak hiçbir şey yok. Yıllarca süren gözaltı ve işkencelerin yarattığı travmalar başlı başına bir sorun…
Böylesi bir tabloda barışa en fazla ihtiyacı olan yine bizleriz. Barışı kurmak içinde en fazla çaba bize düşüyor. Salt mağduriyetlerden hareket ederek değil, savaşın yarattığı somut verilerden ve somut taleplerden hareketle bir strateji belirlemek gerekiyor. Kürt hareketi sadece siyasi partiden ibaret değil. Üstelik her siyasi parti kurulurken çok sayıda insanda öteleniyor. Bağımsız organizasyonlarla barış çabası daha büyük güç kazanacaktır.
Başta Kürtler olmak üzere toplumun her kesiminde görülen barış yaklaşımları dikkate alınmalı ve ötekileştirilmemelidir. Herkesin aynı düşünmesi beklenmemelidir. Kademe kademe ilerlemek ve bir kazanımdan sonra diğerini örmek her zaman daha kolaylaştırıcıdır.
