Sofranız şen olsun!

İnsanın içini ısıtan bir dilek. Galiba Anadolu halklarına mahsus. Kim bilir? Belki de dünyanın başka yerlerinde yaşayan pek çok halk, böyle bir dilekte bulunuyordur. Yemek yemek için kurulan sofranın şenliği altında ise ne çok anlam var. Sadece karın doyurma değil mesele.

Yemek yapmak, toplumun belirlediği roller çerçevesinde kadının üzerinde ağır bir yük olarak duruyor. Ancak yine de yemeğin insan kültüründe, kardeşlikte ve toplumsal barışta büyük önemi var. Cinayetlerin işlendiği bir sorunun çözümünden sonra yapılan barış antlaşmasından sonra uzun sofraların kurulması bir Kürt geleneğidir. Hıristiyanların tuttukları perhizden sonra güzel sofralarda misafirlerini ağırladığı bayramlar da çok güzeldir.

Aile bireyleri arasında ne sorun olursa olsun sofrada güler yüzle oturmak ve güzel şeylerden bahsetmek, çorbanın ilk kepçesini sofradaki en küçük çocuğun tabağına koyarak başlamak bir kültürdür ve hayata nasıl baktığınızın önemli göstergesidir. Sorun zengin veya fakir olmanın ötesinde elindeki olanaklarla damakta haz bırakacak lezzeti yakalamaktır. Kapitalizmin insanlar üzerindeki en ezici etkilerinden biri de galiba yemek kültürü üzerinde yaptığı tahribat oldu.

Savaşların, çatışma ortamlarının da bu konuda açtığı derin yaralar var. Kardeş halkların birbirine benzeyen yemek kültürleri ve bunu paylaşmaları anlamsız çatışmalarla engelleniyor ve o güzel lezzetler unutulup gidiyor. Bu açılan yaraları “Sofranız Şen Olsun” kitabını okuyunca daha iyi hissediyorsunuz. Bugünkü yazının konusu işte bu kitap. Takuhi Tovmasyan’ın Aras yayıncılıktan 2004 yılında çıkan ve dört baskı yapan kitabı.

Takuhi, Ermeni bir kadın. Kitabında sadece Ermeni yemeklerinin tariflerini yazmamış. Yani sıradan bir yemek kitabı değil. Ruhunu katmış. Halkının yaşadığı acıları son derece zarif bir şekilde hissettirmiş. Barışa ve kardeşliğe olan özlemini okuyorsunuz yemek tariflerinin satır aralarında. Neden insan insana bu kadar eziyet eder diye düşünüyorken buluyorsunuz kendinizi.

Öte yandan sizi çocukluğunuza götüren yemekleri hatırlıyorsunuz. “Çılbır” ı çoğumuz unuttuk galiba. Oysa ne kolay, ne pratik ve ne de lezzetli bir yemekti. “Havidz” i okurken bizim un helvasına, “Anaşabur” un, bizim “aşure” ye ne çok benzediğini fark ediyorsunuz. “Sadece aşurenin içinde daha fazla ve farklı malzeme var” diyerek okumayı sürdürüyorsunuz…

Halkların kültürel zenginlikleri arasında önemli yer tutan yemek konusu ise günümüzde gittikçe kötü bir yere kayıyor. Özellikle büyük kentlerde koşuşturma içinde ayaküstü yenen yemeklerin ne tadı var ne besin değeri. İnsanlar kısa öğle tatillerini, tıkış tepiş yerlerde kan ter içinde acele yiyip gün içine sığdırılamayan özel işlerini yetiştirmeye ayırmak zorundalar. Akşamlar ayrı kabus. Paylaşılmayan günlük yaşam içinde beli iki kat olmuş kadınların yemek yaparken içine sevgilerini katmaları fazla mümkün olmuyor.

Yemeğe sevginizi katarsanız daha güzel olur. Bunu söylemesi kolayda sevgiyi nasıl yakalayacaksınız? Sevgi emek ister, sabır ister. Çağımızda bu sabır hızla tükeniyor. Hele Türkiye’de o güzel paylaşımlar unutulmuş. Herkes herkese düşman. Ermeni’ye, Kürde, Türk’e, Avrupalıya.

Sevgi paylaşım ister. Paylaşılamayan bir sevgiye sevgi demek mümkün değil. Sofranızın şen olması için önce cinslerin yaşamı paylaşması gerekiyor. Tabii ki halkların da. Birbirimizden öğreneceğimiz ne çok güzellik var. Takuhi’yi bu sevgi dolu yüreği için kutlamak gerekir.

Unutulmuşları, emeğin, sevginin ve paylaşımın önemini tekrar hatırlattığı için.

Scroll to Top