Eşitlik mi?  Özgürlük mü?

Bu soru, kadın sorunu tartışılırken sorulmaya devam ediyor. Eşitlik kavramı günümüzde hala son derece önemli bir kavram. Tüm insanların çıplak doğduğunu, doğar doğmaz atılan ilk çığlığın birbirinin neredeyse aynı olduğunu biliyoruz. Ancak doğma koşullarında başlayan eşitsizlikler insanoğlunun ölümüne kadar sürüp gider. Eşitsizlik sınıfsal bir sorun. Tüm insanların insan olmaktan kaynaklı eşit olmaları gerektiğini düşünen sosyalist ideoloji bile uygulamada eşit yaşamı sağlayamadı.

Kadın ve erkek arasındaki eşitlik meselesi ise sınıfsal olmanın ötesinde cinsiyetle ilgili yaratılmış bir eşitsizlik algısı. Her iki cinsinde insan olduğu konusunda kimsenin bir itirazı olamaz tabii ki. Ancak çok iyi bilinen bu gerçek, toplumsal cinsiyetçi roller insan değil kadın ve insan değil erkek şeklinde bir algılamayı beyinlerde sabitlemiş. Toplumun tüm kesimlerinde erkek kadını, kadın erkeği cinsiyeti ile algılamakta ve bu algılayışla yaşam sürmekte.

Bu algılayış kadın sorunun çözümüne yansıdığında da kadının kurtuluş şansı yok. Şüphesiz her şeye rağmen kadınların hakları açısından erkekle eşitliği siyasi bir tanımlama olarak kullanıyoruz. Bu doğru bir şey. Yani sistem içinde var olan tüm toplumsal haklardan kadınlarla erkekler eşit oranda yararlanabilmelidir. Bu eğitim hakkı, sağlık hakkı, siyasette temsiliyet hakkı gibi haklardır.

Ancak bu eşitlik mücadelesi kadın sorununu kökünden çözmez. Sadece hafifletir, nefes aldırır. Bunun gerçek kurtuluş olmadığı bazı kadınlar ve kadın hareketleri tarafından da fark edilmez. Ya da liberal bir bakış olarak içselleşir. Yani eşit olunca “daha ne istersiniz ey kadınlar” diyerek önce erkeklerden, devamında da “eh artık eşitiz daha ne istiyebiliriz ki?” diyerek kadınlardan mücadeleden çekilme eğilimi görülür.

Tarih, bunun sayısız örneği ile doludur. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda da kadınlar bu tür bir kaba eşitlik algılayışı ile durdurulmaya çalışıldı. Üstelik kadınların eliyle hayata geçirildi. Özellikle yasalarda yapılan değişiklikler, uygulanmadan, bilinir ve görünür olmadan erken kurtuluş havasına girmek kadınlar açısından önemli bir tehlikeyi işaret eder.

Bizim anladığımız kadın kurtuluşu ise “özgürlük ”tür. Bu kavram özellikle eril ideoloji tarafından hep çarpıtılmıştır çünkü tehlikeli bulunmuştur. Zira özgür kadın, erkek iktidarını ret eder ve yerine daha adil bir iktidar kurmak ister. Bu sağlanabilecek mi? Bilmiyoruz. Çünkü henüz günümüzde böyle bir örnek yaşanmadı. Tarihte anaerkil dönemler önemli gerçekler ama o günler yaşandı bitti.

Kadınlarda artık eski kadınlar değil. Onların da iktidar hırsı var. Yeniden anaerkil bir düzen kurulursa ne olur şimdiden kestirmek mümkün değil. En iyisi ne ana ne de babaerkil bir düzen olsun. Kadınların özgürlüğünden anlaşılması gereken ise düşünsel özgürlüktür. Çok basite indirerek aile ve günlük yaşam içinde bugün erkek rolünün yaptıklarının kadınlar tarafından yapılması isteği değildir.

Özgür birey, kendi kararlarını alabilen, kendi yaşamını düzenleyebilen insandır. Birlikte yaşadığı insanlarla sorumluluklarını paylaşan insandır. Tabii ki bunun içinde kendi yemeğini yapabilen, çamaşırını yıkayabilen bireydir. Demem o ki özgür kadın kendi yiyeceği yemeği başkasına yaptırmaz. Özgür erkek de.

Scroll to Top