Şimdi görev alma zamanı!

Zorlu, sıkıntılı ve yoğun bir süreci geride bıraktık. Seçim sonuçları Türkiye siyasi yaşamında önemli gelişimlere yol açabilir. Sonuçlardan sonra bunu tartışmak daha sağlıklı olacak, ama kadına yönelik olanları şimdiden tartışmaya başlamakta fayda var diye düşünüyorum.

Seçim çalışmaları, adaylaşma süreçlerinden başlayarak propaganda süreçlerinde, doruğa varan bir kadın hareketliliği yaratıyor. Geçmişte bu kadar çarpıcı değildi. Kendi cephemizden baktığımızda kadının gelişimi çok olumlu bir yükseliş gösteriyor. Bu eksikliklerin, yanılgıların olmadığı anlamına gelmiyor. Büyüyen her hareket beraberinde böylesi olumsuzlukları da getirir. Bir yandan olumsuzlukları olumluya dönüştürmek diğer yandan büyümenin, gelişimin önünü açmak gerekiyor.

Toplumsal cinsiyetçi roller binlerce yıldır öylesine benimsenmiş ki… Özellikle biz kadınlar tarafından. Bunu aşmak hepimiz için en zor olanı. “Kadının yeri evidir” söylemi beynimize kazınmış adeta. Ev ve kadın birlikteliği, aile kurumunun temel harcı. Aile kurumu da sistemin kalesi. Bu kale çok iyi korunuyor. Sistem büyük çaba harcıyor. Aile kurumu aynı zamanda çok da hassas. İnançlar, gelenekler, yaşam tarzlarımız, hepsi bu kurum üzerinde şekillenmiş.

Ailenin yok edilmesi, tamamen ortadan kaldırılması bakış açımız içinde olmadı. Temel hedefin “ailenin demokratikleşmesi” olduğunu söylüyoruz. Bıkmadan usanmadan. Ancak bu demokratikleşme nasıl olacak? Demokratikleşme aynı zamanda aile içinde erkek iktidarının da yok olması demek değil mi? İşte bu konu çok hassas. Erkek, iktidarının elden gitmesine pek razı değil. Çünkü beynini, ruhunu buna göre hazırlamamış. Kendisine sunulan iktidarı sorgulamadan sürdürüyor. Kendini demokrat, sosyalist, devrimci olarak nitelendiriyorsa eğer bu daha da sorgusuz bir durum yaratıyor. “Dövmüyorum, sövmüyorum, kurumlara gitmesine izin veriyorum, daha ne yapabilirim?” savunması, kadının yönetimlerde yer alma istemi, daha aktif olma istemi gündeme geldiğinde de “ Ben karşı değilim, ama çocuklar küçük, ne olacak? Evin düzeni bozulur. Kendi bilir ama ailelerimiz de sorun yaratacak şimdi…” ve benzeri mazeretler birer birer ortaya dökülüyor.

Seçim süreci de gösterdi ki biz kadınlar yönetim kademelerinde daha fazla yer almak zorundayız. Beynimize kazılan “yapamazsınız, güç getiremezsiniz” söylemleri doğru değil.

Basbayağı yapabiliyoruz. Olumlu destek verildiğinde daha da güzel şeyler başarıyoruz. Özgüvenimiz güçleniyor. Siyasette en önemli unsur deneyim. Denemezsek nasıl deneyim kazanacağız? Deneyim beraberinde bilgi birikimini de getiriyor. Çünkü bilgi birikiminizi arttırmaya mecbur kalıyoruz. Kendinizi olağandan daha fazla zorluyoruz.

Önümüzdeki süreç beraberinde yeniden yapılanma, kongreler, yönetim değişikliklerini de getirecek muhtemelen. Bu zorlu süreçte kadınlar olarak epeyce yıprandık. Hatta “artık partide görev almak istemiyorum” diyen kadın arkadaşımız var. Bu bir kararlaşmanın ötesinde tepkisel duygularımız diye düşünmek istiyorum. Tam da aksine daha kararlı olmak ve önümüzdeki süreçte özellikle il başkanlıklarında, ilçe başkanlıklarında, PM ve MYK üyeliklerinde daha bir çoğunlukla görev almamız gerekiyor.

Pozitif destek politikamızı güçlendirmek, günlük siyasi çalışmaların kadının özgünlüğüne göre planlamak, genç kadınların yanında evli ve çocuk sahibi kadın arkadaşlarımızın, tüm zamanını ayıranların yanında daha az zaman ayıraraktan aktif politika yapabilecek kadınların önünü açmalıyız.

Kadınlar ve gençler; demokratik-ekolojik toplumu yaratma iddiamızdaki yerimizi ve önemimizi 2004 Newroz’u ve seçim süreci bir kez daha gösterdi. Daha fazla görev almak için kendimizi bu günden hazırlamalıyız diye düşünüyorum.

Scroll to Top