Halepçe’nin yıldönümü derken Hewler, Qamışlo, İspanya ve Bağdat’tan peş peşe katliam haberleri doldurdu TV ekranlarını. İstanbul’da, İspanya’da patlayan bombalar ve dünyanın diğer yerlerinde beklenen şiddet, hep Ortadoğu’daki çözümsüzlükten kaynağını alıyor. Böylesine zengin bir kültürün, insanlığın ilk uygarlık yaratıcısı, halklar mozaiği olan bu topraklar neden hep acı içinde? Kan durmuyor. Acı ve gözyaşı dinmiyor. Hele Ortadoğu’da çocuk olmak insanın içini çok burkuyor. Çocuklara ne zaman insana yakışır bir yaşam sağlayacağız. Onların geleceklerini karartmaya, yaşama dair tüm hayallerini yok etmeye ne hakkımız var? Özellikle biz barış isteyenler, neden daha güçlü olamıyoruz? Neden Zalim Dehak’lara karşı hepimiz birer Demirci Kawa olamıyoruz?
Halepçe’de binlerce Kürt’ün katledilişini protesto etmek isteyen ve demokratik haklarını kullanmaya çalışan insanlara saldıran emniyet güçleri… Yere düşmüş yaşlı kadının çenesine tekme atan bir polis memuru… Ankara’da Sayın Karayalçın’a saldıran, etrafı tahrip edenler… Avrupa Birliğine girmek isteyenleri fişlemek üzere emir çıkartan yetkililer… Ankara’da Meclis önünde basın açıklaması yapmak isteyen kadınlara aylarca hapis cezası veren adaletin temsilcileri…
Bu güzel günde olumsuzluklardan bahsetmek istemiyorum; ama önümüzde oldukça sıcak bir siyasi süreç var. Özellikle Kürtler açısından çok sıcak gelişmelere gebe bu bahar ayları. Ama bugün alanlarda rengârenk giyesileriyle kadınlar yine çoğunlukta olacak. İşte beni tüm olumsuzluklardan uzaklaştıran ve geleceğe dair umutla bakmamı sağlayan da bu kadınlar. İnançlı, kararlı ve coşkulu. Erkek egemen sistem dedikçe bazı arkadaşlarda tepkiler oluşuyor. Siz de her şeyi buna bağlıyorsunuz, diyorlar. Şimdi bunca şiddet, kan, ölüm ve yok oluşlardan sorumlu olan dünyayı yönetmekte olan erkekler değil de kim? Tabii biz kadınlar sorumluluklarımızdan kaçamayız. En azından yıllardır sürdürdüğümüz suç ortaklığımızı sorgulamaktan. Kadınların örgütlü birlikteliğini oluşturamadığımız için, binlerce yıllık ezilmişliğimizi hala fark etmekte ve başkaldırmakta geciktiğimiz için, gençlerle olan doğal müttefikliğimizi yeterince güçlendirmediğimiz için biz kadınlar da suçluyuz.
Mevcut iktidarı paylaşmak değil, yeni bir yönetim biçimini yaratmak istiyoruz derken, bunun altını dolduracak ideolojik, politik önermelerimizi ve pratiğimizi daha da güçlü yapmak zorundayız. Kadın devrimi küçük, derin ve kapsamlı çok sayıda devrimi içeriyor. Yolumuz uzun ama mutlaka o yolu tamamlayacağız. Kürtlerin her zamankinden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu, başta Türkler olmak üzere tüm halkların kardeşliğinin, ortak barış kültürünü yaratmakta temel ihtiyaç olduğunu derinden hissetmek ve ona göre hareket etmek gerekiyor. 28 Mart yerel seçimlerinde ülkemizde attığımız bu kardeşlik ve güç birliği adımını hızla büyütmek, hep ileri götürmek ve sağlamlaştırmak temel görev olarak duruyor karşımızda.
Bugün bir Newroz’u daha kutluyoruz. Ateşler kardeşliğin ve barışın kurulması için tutuşturulacak. Halaylar, türküler yine bu istekle dolu olacak. Ortadoğu halklarının ortak bayramı Newroz ‘da alanlar, bu coğrafyayı kan ve gözyaşıyla kuşatmak isteyenlere inat, barışı isteyenlerin güçlü ve kararlı sesleriyle dolacak. Ben de bu Newroz ’da bir kez daha barış diliyorum.
