Ne yapmalı?

Yerel Seçimler sonuçlandı. Seçimlerle ilgili yorumlar sürüyor. Güçbirliği açısından sonuçların başarılı olmadığı bir gerçek. Bu başarısızlığı yaratan pek çok olgudan söz edilebilir. Güçbirliğinin geç oluşması, propaganda sürecinin yeterli verimlilikte olmaması, aday belirleme sürecinde yaşanan olumsuzluklar, gerek SHP, gerekse DEHAP açısından hala içe sinmeyen durumlar ve de SHP’nin tabanı veya tabanı olması beklenen kesimlerin oy vermekte tereddütlü olmaları, eski belediye pratiğimizin başarısızlıkları, gerici güçlerin bize karşı oluşturdukları ittifaklar, yerel özelliklerden kaynaklı sorunlar. Bu nedenler daha da çoğaltılabilir.

Bu seçimlerin en önemli olumsuzluğundan biri de kadın belediye başkan sayısının 20 den 16 ya düşmesi. Tesellimiz Türkiye’nin tek kadın il belediye başkanın ve 16 sayısının içinde toplam 10 kadının Güçbirliği ’nden kazanan kadın başkanlar olması. Hepsini yürekten kutluyorum ve başarılar diliyorum.  Kadına dair sonuçlar, AKP nin sahte demokrasi anlayışının somut bir göstergesi oldu. Adaylık sürecinde “ne yapalım kadınlar aday olmadı” derken, seçimlerden sonra Başbakanın ağzından gerçekler döküldü; “teşkilatlarımızda kadınların önü kesilmiştir” ve sadece 2 kadın AKP den belediye başkanı olabildi. CHP ise yılardır kendini laikliğin kalesi, koruyucusu olarak gösterirken, kadın özgürlüğünden anladığı ve pratiğine yansıttığı sonuçları bu seçimlerde de ortaya koydu. Birkaç ay önce partilerinin feminen olduğunu iddia eden Sayın Güldan Okutucu, sadece 3 kadını belediye başkanı olarak seçtirmelerini nasıl açıklayacak çok merak ediyorum.

Demokratik bir ülkede yaşamıyoruz. En aydınım diyen insan bile konu Kürt sorunu olunca amaları, fakatları sıralıyor. Kadın özgürlüğü, kadın hakları gündemde yok. Farklılıklar ötekileşmeyi hemen beraberinde getiriyor. Cinsel tercihi farklı olanlar mı? Bu hiç düşünülmemesi gereken bir konu. Yoksulluğun sürekli bir şiddet olduğu kimsenin umurunda değil. Ama televizyondaki maçlar sağcısıyla solcusuyla büyük bir coşkuyla izleniyor. Pop star yarışmaları, bir eve konularak evlenmeleri istenen insanların o garip ve tahammül edilemez (bence) diyaloglarının izlenme oranı oldukça yüksek. İşte kısaca böyle bir ülkede seçimlere gittik.

Biz, birbirinin aynısı partiler ve adaylar arasında en farklı olanıydık. Bu farkı ne kadar hissettirtebildik? Çuvaldızı da iğneyi de kendimize batırmamız, ortaya çıkan başarısızlığı açık yüreklilikle tahlil etmemiz gerekiyor. Farkımızı anlatmak, yoksul, umutsuz kitlelere umut olmak bizim görevimizdi. Yapamadık ki bu kadar oy aldık. 

Kendi cephemizden erken iktidar hastalığının içimizi kemirmekte olduğunu düşünmekteyim. Büyük değişimlere, zorlu bir mücadeleye yıllarca emek vermiş ve bedel ödemiş bir hareketin böylesi bir hastalığa yakalanmamış olması gerekirdi. Ama yakalandık ve büyük zarar görüyoruz. Kurtulmamız gerekiyor. Bir an önce kendimize dönüp tüm hastalıklarımızdan kurtulmak için bir seferberlik başlatmalıyız. Toplumu derinden etkileyecek, değiştirip dönüştürecek o devrimci ruhu yeniden yakalamak zorundayız. İdeolojik duruşumuzu netleştirmek, bu kapsamda tüm örgütlerimizi yeniden yaratmak zorundayız.

Geçen hafta kadınlara ve gençlere görev düştüğünü yazmıştım. Bu sonuçlar bu görevin aciliyetini biraz daha ortaya çıkardı. Çeşitli Avrupa ülkelerinde solcular, sosyalistler büyük başarı kazanıyor. Türkiye’nin sağa, gerici ve karanlık güçlere teslim olmasından kendimizi sorumlu tutmak en büyük öz eleştiri olacaktır. Kendimize çeki düzen vermek önce bunu anlamak ve istemekten geçiyor.  

Tarihi acılarla, büyük siyasi devinimlerle dolu bir ülkenin çocuklarıyız. Önemli kazanımlarımızda var. O zaman umutsuzluk yerine yeniden devrimci bir ruh ve umutla kolları sıvamak lazım. Ne yapmalı? Sorusunun yanıtı bana göre bu.

Scroll to Top