Ruanda’nın Kotası

Kardeş kavgasının en acımasızını yaşayan Raunda, Türkiye’nin gündemine oturdu. Özellikle de kadınların. Aslında medyanın bu kadar ilgisini çekmesinde AKP ve Başbakana muhalefet etme konusunda önemli bir ipucu yakalamanın da payı büyük. Zira kadınlarla ilgili meseleler bu kadar çabuk ilgi çekmez.

Kota konusunda Başbakanın dile getirdiği düşüncelere yabancı değiliz. Uzun yıllardır kadın hareketine mensup kadınlar olarak, kadın-erkek arasındaki eşitsizliği gidermek için özellikle siyasi partilere cinsiyet kotası konması mücadelesini veriyoruz. Anayasa değişikliği sırasında bunun yerleştirilmesini çok önemsiyoruz. Kotanın “geçici özel önlem” olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.

Bu konuda sadece Başbakan değil, sol görüşe mensup parti ve örgütlenmelerde de büyük direnç devam ediyor. Üstelik bu direnç erkeklerle sınırlı değil. Kadınlar arasında da bunun kadını aşağılayan bir olgu olduğunda ısrar edenlerin sayısı az değil. “Kadınlar ve erkekler eşittir.” doğrusunu başından kabul eden sol anlayış bile, bu kabule rağmen yaşamın her alanında kadın ve erkeklerin eşit olmadığını görmek istemiyor.

Bu noktada Başbakanın gerçekten erkek ve kadınları eşit gördüğüne de inanmak mümkün değil. Zira temsil ettiği muhafazakâr dünya görüşü başından kadını erkekle eşit görmez.

Allahın kadını daha zayıf yarattığını, kadının erkeğe riayet etmesi gerektiğini savunur. Ancak kadın zayıf olduğu için ona kibar davranması gerektiğini söyler. Tabii başbakan olmadığı kadar demokrat olduğunu göstermek için kadınlarla erkeklerin eşit olduğunu söylüyor.

Bundan daha vahim olansa, başbakan olarak bilgisizliği. Amerika’da kota yok. Bunu doğru bildi. Ama Fransa’da Anayasal bir hak olarak kota var ve yüzde elliye tekabül eden fermuar sistemi uygulanıyor. Ruanda’ya gelince, Geçtiğimiz yıl, birinciliği İsveç’in elinden aldı ve yüzde 48.8 ile en yüksek kota uygulayan ülke konumuna geldi. Böyle bir açıklama yapmadan önce partisindeki kadınlarla görüşseydi bile bu bilgisizliğini giderirdi. Üstelik AKP’ de mücadele veren pek çok kadın kotayı savunuyor. Onları da zor durumda bıraktı.

Mevcut Anayasa’ya kadın hareketinin mücadelesiyle 2004 yılında eklenen “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” fıkrası yeni taslaktan çıkartılmış durumda. Bu maddenin yeniden konması için çalışmalar sürüyor. “Özellikle devlet yükümlüdür.” cümlesi eklenirse, kotada yasalarla düzenlenmek zorunda.

Tam böyle bir süreçte Başbakanın kotaya karşı olan tutumu, son derece zorlayıcı bir tutum.

Üstelik kadınların verdiği kapsamlı mücadele; sadece kota isteyerek, kolayca siyasi mekanizmalara yerleşmek istiyorlar gibi yansıtılıyor. Bunca emeği, mücadeleyi ve bu maddeden kaynaklanacak pek çok kazanımı da görünmez kılıyor.

İstanbul ve Van başta olmak üzere, kadın örgütleri Türkiye’nin pek çok yerinde konuyla ilgili açıklamalar yapıyor. İstanbul’da yapılan açıklamada, “eşitlik talebimiz yeni Anayasa’da yer almazsa, ülkenize göç edebilir miyiz?” Diyerek Ruanda’ya sormaktalar. Şüphesiz eşitlik talep eden, özgürlük mücadelesi veren kadınların Ruanda’ya topluca göç etmeleri mümkün değil. Van’daki kadınlar da; haklı olarak Kürtler Irak’a, başörtülüler İran’a, solcular Küba’ya mı gitsinler diye sormuşlar.

Öğretmenler ve öğrenciler olmazsa milli eğitimi çok kolay yöneteceğini söyleyen bakan gibi,

Başbakan da eşitlik isteyen kadınları Ruanda’ya göndermek istiyor. Yine de en doğrusu memlekette kalıp mücadeleye devam etmek. Daha iyi bir Türkiye yaratmak mümkün.

Scroll to Top