Bu hafta da Eğitim-Sen’e sıra gelmedi. Peş peşe gelen ölüm haberleriyle sarsıldık.
Operasyonların hızına paralel artan genç ölüm haberlerine ilaveten kazalarla kaybettiklerimizin acılarına katlanmaya çalışıyoruz. Hani, “ateş düştüğü yeri yakar” denir ya… Tanıdıklarınızın, birlikte paylaştığınız anıların olduğu insanların ölümlerini kabullenmek çok daha zor. Yıllardır kadın yapısında çalışan arkadaşımızın kardeşinin yılan sokması sonucu hayatını kaybettiğini yeni öğrenmişken, iki kadın arkadaşın araba kazası haberi buralara çok çabuk ulaştı.
Eğer okuyabilseydi Ekin Ceren’e şunları yazmak isterdim;
Sevgili Ekin,
Ailen sana Ceren diyordu, bizler senin arkadaşların, dostların ise hep Ekin dedik. Sen benim hem arkadaşım hem de arkadaşımın kızıydın. Ölüm haberin içimizi dağladı. Sana hiç yakıştıramadık, üstelik bir trafik kazasını. 24 yıla ne çok sevgi sığdırmış, ne çok dost kazanmıştın. Türkiye’ye döneceğini tekrar birlikte olabileceğimizi düşünüyorduk. Ölüm çok uzaktı sana.
Annenle çocuk yaşta başlayan dostluğumuz, babanla Tüm-Der ve TİP içinde gelişen bir arkadaşlığımız vardı. Bu iki güzel insan sana sadece sonsuz sevgilerini değil, ülkenin sorunlarına duyarlılığını ve halkların kardeşliğine olan inancını verdiler. Onların tek çocuğu ve en büyük yaşam sevinciydin. Senin konumundaki yaşıtlarının çoğunluğunun yaptığı gibi diskoteklerde, eğlencede zaman geçirmedin. Demokratik tüm eylemlerde en önde oldun. Ezilenlerin yanında oldun. Ve erken yaşta sahip olduğun kadın bakış açınla kadın hakları savunucusu oldun.
Ailenle yaşamın aramıza koyduğu mesafeyi, yıllar sonra Ankara’da kadın kollarında karşıma çıkarak kapattın. Artık benim mücadele arkadaşımdın. Güzelliğin, aklın ve o bitmek tükenmek bilmeyen enerjinle çevrene hep umut ve azim verdin. Ama bizim memlekette senin gibi bu ülkenin daha yaşanılır bir ülke olmasını sağlayacak gençlere iyi davranılmaz. Sana da iyi davranmadılar. Hep yaptıkları gibi, demokratik eylemlere katılmanı polisiye ve hukuki yollarla bir “suç”a dönüştürdüler. Seni alelacele tercih yapmaya zorladılar.
Oysa sen bir güne ne çok şey sığdırıyordun. Üniversitedeki derslerinde de çok başarılıydın.
Kim bilir fırsat verilseydi bir bilim insanı, çok değerli bir sosyolog olacaktın. Ama izin vermediler. Yıllardır pek çok gencin yaşam kararlarına ipotek koyan bu sistem seni de ülkenin dışına sürdü.
Babanın deyimiyle “Türkoğlu Türk” bir ailenin çocuğuyken, Kürtlerin ezilmişliğini sadece duygusal değil bilimsel olarak da fark etmiştin. Ölümünde yoldaşlık yapan Alman arkadaşın gibi Kürt olmayan ama enternasyonal devrimci ruhu taşıyan pek çok insan bu mücadelede büyük bedel ödedi. Bu bedeller yüreğimdeki isyanı büyütüyor. Bu isyan, Kürtlüğünü inkar edip sistemle uzlaşanlara ve yurtsever görünüp rant ve koltuk peşinde koşanlara karşı.
Sizlerin ödediğiniz bedellere layık olmak hepimizin borcu. Bu borcu ödemek için daha fazla çalışmamız gerekiyor biliyorum. Umarım zaman bizi utandırmaz. Bu mektubu yazarken cenazen daha bize ulaşmadı. Ama yayınlandığında sen o çok sevdiğin ve seni çok seven dostlarının olduğu şehirde, Ankara’da yerine yerleşmiş olacaksın. Bir daha Ankara simidi yiyemeyeceksin. Bir daha dostlarınla kucaklaşamayacaksın.
Ölümden öte bir yer var mı bilmiyorum. Ama eğer varsa sen o yerin en güzel köşesinde olacaksın buna inanıyorum. Rahat uyu. Bizi çok erken bıraktın, seni çok özleyeceğiz.
