Ankara’da 25.Mayıs. Çarşamba günü KADER- İsveç ortaklığıyla, ‘Erkek Demokrasiden Gerçek Demokrasiye Eşit Temsil İçin Cinsiyet Kotası’ başlığıyla yapılan seminer, çok renkli ve verimli geçti. KADER’in bir süre önce başlattığı siyasi partilerde %30 kadın kotasının yasallaşarak zorunluluk haline getirilmesinin öngörüldüğü çalışmanın bir parçasıydı. Bu gün kadın temsiliyetinin yüzde 50’leri bulduğu İsveç’in deneyimleri tek başına kadınların en gelişmiş ülkelerde bile desteksiz gelişemeyeceğini açıklamaya yetiyor.
Seminere siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve akademisyenler davet edilmişti. Diğer kadın toplantılarından ayrışan en temel özelliği ise erkeklerinde çağrılı oluşuydu. Özellikle tüm siyasi partilerin genel başkanları davet edilmişti. Konuşmacı olması nedeniyle toplantıya katılan ve konuşması bittikten sonra ayrılan tek genel başkan ise SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın oldu. Bunun dışında konuşmacı olan erkeklerden başka erkek katılımı yoktu denebilir.
Bu manzara karşısında erkeklerin özgün kadın çalışmalarına dönük sürekli yaptıkları bir eleştiri hemen çağrışım yaptı. ‘İçinize çok kapalısınız, tarikatlar gibisiniz’vb… Acaba iş olsun diye mi bu eleştiriyi getiriyorlar. Yoksa kota meselesi çok hoşlandıkları bir mesele değil de, onun için mi ilgi duymadılar. Şeklinde pek çok fikir üretilse de neden gelmediklerini tam olarak kestiremedik.
Gelelim toplantıda verilen mesajlara? Sanırım izleyenlerin büyük çoğunluğu açısından en ilginç olan, Kıbrıs’tan katılan kadınların deneyimlerini aktarmaları oldu. Kıbrıs Parlamentosu Başkanı Fatma Eken, Kıbrıs’ta iki büyük partide yüzde 10-15 kota uygulandığını ve şu anda parlamentodaki kadın temsiliyetinin yüzde 6 olduğunu anlattı. Daha sonraki oturumda konuşmacı olarak katılan Oya Talat’la tanışmak ise memnunluk vericiydi. Uzun yıllardır kadın hareketi içinde olan Oya Talat, Kıbrıs Yurtsever Kadınlar Derneğinin başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanın eşi. Kadın mücadelesiyle toplumsal barış arasında kurduğu bağ önemliydi. Kıbrıs’ında, Türkiye’nin de toplumsal barışa olan ihtiyacını özellikle vurguladı.
Ayrıca kadın özgürlüğünün görünüşte değil beyinde çözülmesi gerektiğinin altını çizdi. Bunları dinlerken ‘yavru vatan’, ‘ana vatanın’ önünde diye düşündüm. Öğleden sonraki serbest tartışma bölümünde siyasi partilerin temsilcileri ve diğer katılımcılar söz aldılar. DEHAP temsilcisinin konuşmasında geçen Kürt ve toplumsal barış temasına karşı yine MHP, ANAP gibi sağ siyasi partilere mensup kadınlar tahammülsüzlük gösterdiler.
Ancak bu tahammülsüzlüğe tepki yine salondaki kadınlardan geldi. Bu sevindiriciydi. Farklı öncelikleri olan kadınlar, kadın ortak paydasında ne kadar çok birbirlerine dokunuyorlarsa o kadar çok birbirlerini anlamaya başlıyorlar. Ancak kadın dayanışması açısından farklılıkların zenginlik olarak kabulü için epeyce bir zamana daha ihtiyacımız olduğunu da bir kez daha görmüş olduk.
Söz alan siyasi parti temsilcileri konuşmalarıyla bir kez daha kadın kol yapılanmalarının benzer pek çok özellik taşıdığını ortaya koydu. Baraj problemi olan sol partilerdeki kadınların cinsiyet sorununa bakışları daha farklı ve parti içinde çok sorun yokmuş gibi görünüyor. Ancak bu konuda deneyim kazanmış partilerdeki kadınlar haklı bir uyarıda bulunmayı ihmal etmediler; ’baraj sorununuz kalkınca sizde de sorunlar başlar’. 28 Mart seçimlerinde yaşadıklarımızı anımsattı bu uyarı. Farklı ve birbirlerinden çok ayrı düşünen siyasi partilerdeki kadınların hepsinin ortaklaştığı temel konu ise, kadınların tüm siyasi partilerde en emekçi olduklarıydı. Erkek egemen yapılanmanın parti içinde kadınlara biçtikleri misyon aile içinde olduğundan farklı değildi.
Bu toplantıda ortaya çıkan temel kaygı, kotanın yasallaşmasının kolay olmayacağıydı. Eril yapılanmaları çok güçlü olan siyasi partilerden oluşan mevcut parlamentonun, biz kadınların bu konudaki taleplerini hayata geçirmeleri önünde önemli zorluklar var. Ayrıca kota talebi ile birlikte, siyasi partilerin ittifak yapmalarını engelleyen yasaların kaldırılması ve en önemlisi de barajın düşürülmesi talebinin birlikte savunulması gerekiyor. Bu konuda kadınların gündemindeydi ve özellikle sol partilere mensup kadınlar bu talebi dile getirdiler.
Kotanın sakıncalı sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken akademisyenler ise, aday belirleme süreçlerine de odaklanılması gereğini belirtiler. Eril yapı içinde erkekleşmiş kadınların çoğunlukla kotalardan faydalanması ihtimaline karşı kadın bakış açısına sahip güçlü kadın yapılanmalarının parti içinde oluşturulmasının bir zorunluluk olduğu belirtildi. Sonuç olarak kotanın kadınların sorununa tek çare olmadığı, ancak kadınların siyaset içinde önünü açacak en önemli araçlardan biri olduğu ortak görüş olarak ortaya çıktı. Özellikle Türkiye açısından bunun bir zorunluluk olduğu ve bununla birlikte demokratikleşme konusunda da hızlanma yaşanacağı belirtildi.
Her zaman olduğu gibi bu buluşmada da farklı siyasi yelpazelerde politika yapan kadınlar birbirlerine dokunmanın yararını ve keyfini yaşadı. CHP Kadın Kollarından katılımın olmamasını ‘bizim kadın dayanışmasına ihtiyacımız yok’ şeklinde yorumlamak mümkün. Seçtikleri kadın vekillerden Zeynep Damla Gürel’i de yalnız bırakmış oldular. Gürel mütevazı ve pozitif yaklaşımıyla yaptığı sunumunda Parlamentodaki 24 kadın vekilin kadın ortak paydasında buluşmakta pek umutlu olamayacağımızı da teyit etti. Sonuç olarak; Türkiye’de kadınların siyasette yer almaları önünde bekleyen önemli bir mücadele var. Ama eskiye oranla daha güçlü, bilinçli ve kadın bakış açısına sahip bir nesilde geliyor. Erkek demokrasiden gerçek demokrasiye geçmek için umutlu olmak ve mücadeleyi yükseltmek gerekiyor.
Gündem Gazete Kadın Eki
