Namus gerekçesiyle işlenen cinayetler, son günlerde ırkçılık tartışmalarına da zemin oldu.
Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök namus cinayetlerinin sahibinin Kürtler olduğunu ileri sürdü. Aslında tek başına Özkök’e ait bir düşünce değil bu. Türkiye’de oldukça geniş bir kesim böyle düşünüyor.
Her toplumun gelenekleri, töreleri var. Özellikle kapalı toplumlarda, aşiretsel feodal bağların güçlü olduğu toplumlarda yazılı olmayan bu yasalar son derece güçlü. Kürtler de hala aşiretsel bağlarla yaşayan bir toplum. Dolayısıyla namus kavramı çok daha baskın ve yaptırımları var. Son otuz yıl acı bir tarih yazılmış olmakla birlikte aynı zamanda bir aydınlanma süreci de yaşanmıştır. Kadının toplumdaki yeri ile ilgili algılar önemli oranda değişmiştir.
Bu ırkçı yaklaşımlar bizi de yanılgıya düşürmemelidir. Hiçbir halkın olmayacağı gibi Kürtlerin de kanında, ırkında cinayet işleme potansiyeli yok. Özkök ve onun gibi düşünenler bu meseleyi etnik bir temele oturttuğu için ırkçılık yapıyorlar. Bu doğru. Ama hala feodal değer yargılarıyla çevrili Kürt kadınlarının da işi çok zor.
Namus gerekçesi ile işlenen cinayetler, intihara sürüklenmeler konusunda bizimde duygusallıktan uzak bir değerlendirme yapmamızda fayda var. Milliyetçi bir bakışla, böylesi ırkçı yaklaşımlara gösterilen tepkilerde aynı oranda yanıltıcı oluyor. “Aslında Kürtler kadınlara saygılıdır, toplumda yerleri vardır” söylemi son derece yanılgılı. Kürt kadını, analık üzerinden saygı görür. Yaşını başını almış, torun sahibi olmuş kadınların biraz söz hakkı vardır.
Bu bakış acısı uzun yıllardır verilen kadın özgürlük mücadelesi ile gelişmiştir. Ama gelinen nokta itibariyle hala yetersiz olduğumuzda ortada. Geçenlerde Batman’da, on sekiz yaşında kendinden çok büyük bir adamla isteği dışında evlendirilmek istenmesi üzerine intihar eden Saliha Demir somut bir örnek. Üstelik Batman bölgenin önemli bir kenti. Türkiye’nin en büyük petrol kaynağının merkezi.
Bu olaydaki önemli bir gelişmede dokuz genç kadının arkadaşları Saliha’ya sahip çıkmaları oldu. Yıllardır kitlesel eylemler yapan, konuyla ilgili çalışmalar yapan Kürt kadın hareketinin hiçbir eylemi görünmezken bu eylem görünür oldu. Dünya basını da dahil Türkiye basınında geniş yer aldı. Görünürlüğün yegane nedeni eylemi yapanların bağımsız olmalarıydı. Halktan, kendiliğinden gelişen böylesi bir hareketin toplum üzerindeki etkisi de farklı oluyor.
Kadın örgütlenmelerinin bağımsızlığı son derece önemli. Ancak bunu söylediğinizde genel olarak yanlış anlaşılmaya da adaysınız. Kadın sorunu politik bir sorundur ve mutlak politik bağının da olması gerekir. Aksi halde sistemi, ataerkilliği sorgulayamazsınız ve bunu sorgulayamadığınızda sonuç alamazsınız. Kadın özgürlüğü sistemin tamamen değişmesi, yeniden yapılanmasıdır aynı zamanda.
Bunu yaparken izleyeceğiniz yol ve yöntemlerin daha iyi ve geniş bir bakış acısıyla değerlendirilmesi gerekiyor. Kadınlar kendi yerellerinde özgün sorunları etrafında bağımsız örgütlenmelerini yapmalıdırlar. Başından politik çerçevesi belirlenmiş örgütlenmeler çok kısa bir sürede daralmaya mahkum kalıyor. Kısa bir süre sonra genel politik meselelerle uğraşmaktan kadına özgü sorunlarla ilgilenemez oluyorsunuz.
Dokuz genç kadının eylemi yerel yönetimlere düşen sorumluluğu da bir kez daha açığa çıkarmıştır. Belediye olanaklarının hangi öncelikle kullanıldığına bakmak lazım. Kısacası, bu konuda çok çalışmak lazım.
