Uluslararası kadın toplantılarında yaşanan deneyim paylaşımları, genel olarak ufkunuzun genişlemesine yol açar. Farklı ülkelerden farklı kültürlere sahip kadınlarla yaşanan bu deneyimler önemlidir. Bu nedenle de katıldığımız her uluslararası toplantıda başka ülkelerin kadınlarıyla tanışmanın heyecanını duyarız. Yunanistan’ın Kalymnos Adası’ndan gelen çağrı da aynı heyecanı yaratmıştı.
Üstelik daha da fazlasını. Zira her iki ülkenin yönetenleri, ortak kültür özellikleri çok fazla olan bu halkları düşman etmişti. Kadınların böylesi düşmanlıkları yok etme konusundaki deneyim ve becerileri önemliydi. Türkiye’den bir grup kadın yola çıktık. Zor bir yolculuktu. Organizasyondaki bazı aksaklıkları “Neyse, her zaman oluyor” şeklinde yorumladık. Bodrum’dan Kos’a, oradan da Kalymnos Adası’na vardık.
İnsanların konuştuğu dil dışında kendimizi Türkiye’de hissettik. Hepimizin ilk intibası bu oldu. Akşam yemekte önümüze konana lezzetlere de pek yabancı değildik. Sınırların yaratılmasına yine içerledik. Zaman ilerleyip bizi davet eden kadınlarla tanıştıkça duygularımızda bir incinme yaşandı. Yunanistan’daki sağ görüşlü iktidar partisinin kadınlarıydılar. İnanılmaz bir milliyetçilik kasıp kavurmuştu sanki.
Orada, “milliyetçilik kadını çirkinleştiriyor” diye düşündüm. Devletleri yönetenlerin politikaları yüzünden bu iki ülkede yaşayan halklar birbirlerine pek çok acı yaşatmıştı. Yeni jenerasyonda her iki taraftan da kadınların ve gençlerin önemli çabaları vardı. Onlar da büyük siyasi çalkantılar atlatmış, demokrasi mücadelesi vermişlerdi. Peki, niye hala böyle “düşman” psikolojisi? Davet ettiklerinize hani bir “hoş geldiniz”, “güle, güle” demek bile çok zor muydu?
Oysa toplantılar sırasında Yunanistanlı kadınlarla ne çok ortak sorunumuz olduğunu gördük. Özellikle siyasette yaşadıklarımız çok benziyordu. Fakat bizimle kıyaslandığında kadın mücadele deneyiminde daha ileride olduğumuzu gördük. Bundan memnunluk duyduk.
Davet eden KETHİ adlı kadın örgütüydü. AB’den de konuklar vardı. Bir buçuk gün süren oturumlar boyunca deneyimlerimizi aktardık. KA-DER’den katılan arkadaşımızın AB ile ilgili sunumu dikkate şayandı. AB kriterlerinin bizim kadın özgürlüğü anlayışımıza yetişemediğinin çok iyi bir özetiydi.
Kadına yönelik şiddet konusunda Yunanistan’da ilk ve tek yapılan araştırma sonucu düşündürücüydü. 1200 kişiyle yapılan bu görüşmenin sonucuna göre, kadınların yüzde 56’sı fiziksel şiddet görüyor ama sadece yüzde 8’i eşini şiddet yanlısı olarak tanımlıyor. Yani şiddet uygulamak erkeğin doğal hakkı olarak algılanıyor. Çok bildik ve duyduk bir sonuç ama sanki bizden daha ileride düşündüğümüz bir ülkende böyle bir sonuç çıkmaz gibi geliyor insana. Yine kadını şiddetten korumak için yasa yeni hazırlanmış ve mecliste yakında görüşülecekmiş. Kadın sorunun en can yakıcı meselesinde de çok gecikmişlerdi.
AB’nin fonlardan sorumlu yetkilisine yöneltilen sorunun duymazlıktan gelinmesi de ilginçti. AB fonlarından faydalanmak için öncelikle formları doldurmamada büyük beceri gerekiyor. Ayrıca birçok ilave belgeler istiyorlar. Türkiye’de fonlara başvurmak için proje şirketlerinin kurulmaya başladığını, yani fon almak için önce yazmasına para verildiğini soru olarak aktardık. Yanıt gelmedi. “Böyle devam edecek” gibi algılamak düştü bize de.
Yaşamlarını sünger avcılığıyla geçiren ada halkının yoksulluğu ise çarçabuk göze çarpıyordu. Turizmi gelişmemiş ama temiz ve şirin bir ada. Belediye başkanı, genç ve çabalı bir adam. Söyledikleri bize çok yakındı. Geçen yıl belediyeye aldıkları 25 kadın sayesinde adanın temizliğe kavuştuğunu söyledi. 19 kişilik mecliste ise sadece 3 seçilmiş kadın var. Üstelik eşleri sünger avında olduğundan kadınların evin lideri olduğu ve bu yüzden de mutlu ve özgür olduklarını ilave etti.
Yunanistan parlamentosunda kadın temsiliyeti yüzde 13. Bize göre daha iyi bir oran. Bu oran bizden yüksek olsa da komşularımızla benzeyen çok yanlarımız vardı. Bir kadının, siyasette kadın temsiliyetini tartıştığımız oturum sırasında kalkıp, Türkiyeli konuşmacıya; “İstanbul belediyesi, kataloğunda Ayasofya’ya neden yer verilmedi?” diye sorması bazı çağrışımlar yaptı. Bizim memlekette de bunlar çok oluyor şeklinde.
Dönüş yolunda biraz buruktuk. İçlerinde kolay diyalog kurabildiğimiz tek tük kadınlar vardı ama kadın olmak yine yetmemişti. Sonuçta bir emek verildi. Belki de diyalogların daha sonuç alıcı olması için kadın bakış açıları ortak olan kadınlarla diyalog kurmakta fayda var. Çünkü her iki ülkede de kendini milliyetçilikle çirkinleştirmeyen güzel kadınlar var. Bu güzel kadınlarla birlikte çirkinlikleri düzeltmek lazım. Barış her yerde çaba istiyor. Bu deneyim bir kez daha bunu yakıcı bir şekilde hissettirdi.
Gündem Gazete Kadın Eki
