.
Ezberlerin hızla gözden geçirilmesi gereken bir süreçteyiz. Kitleselleşmiş siyasi hareketlerde bazen ortaya atılan tezler fazla tartışılamadan, derinleşemeden çabucak ezbere dönüşebiliyor. Uzun yıllardır savaş ve şiddetle iç içe olan Kürt kadınları olarak da kadınların doğallığında barışçıl olduğuna dair bir tezi savunduk.
Barışa dair acil ihtiyaç, bu savunuyu çok güçlendirdi. Barış ihtiyacı artık eskisinden daha da acil. Ama milliyetçiliğin, içlere iyice işlemiş militarizmin toplumda sadece erkeklere ait bir fenalık olmadığını, son yaşananlarla bir kez daha gördük. Son yaşadığımız Eren Keskin üzerinden kadınlar arasında yürütülen bir tartışma, daha doğrusu çatışma.
Yurtdışında bir panelde Eren Keskin; yıllardır büyük bir yüreklilikle çaba harcadığı “gözaltında taciz ve tecavüze yönelik hukuki yardım projesi” kapsamında yaptıkları çalışmaları anlatmıştı. Bu konuşmasından ötürü yine bir kadının başvurusuyla on ay hapis cezası aldı. Barıştan yana olan kadınlar bu cezaya karşı büyük bir kampanya başlattılar Medeni yasa, TCK, namus cinayetleri konusunda ortak söylemlerimiz olan ama doğalarında barışçıllık olmayan bu kadınlar ve örgütleri imzalar toplayıp basına ilanlar verdiler. Karşı bir kampanya başlattılar. Eren vatan hainiydi. PKK’ nin yardım ve yatakçısıydı. Türk askerine nasıl tecavüzcü diyebilirdi? Erene Keskin’e destek veren çok geniş kadın çevreleri de ayni şekilde suçlandılar. Hatta içlerinden bazı isimler kendilerince deşifre edildi.
Tam da bu sıralarda vicdani red-i savunan bir yazısından ötürü Perihan Mağden yargılanmaya başladı. Üstelik mahkeme salonunda linç benzeri çabalar gösterildi. Kadınlar arasında başlayan bu derin fikir ayrılığının bir anlamda hayırlı olduğunu da düşünebiliriz. Yani kadınlar cins olarak ve sadece kadın olduklarından ötürü eziliyorlar, sömürülüyorlar. Cinslerinden ötürü şiddet görüyorlar. Bu bir gerçek. Bu gerçeğe rağmen kadınların hepsi barışı, kardeşliği savunmuyor. Özellikle Türkiye’de Kemalist kadınlar faşizan bir tutum içindeler.
Bu kadınların farklılıklara asla ve katta tahammülleri yok. Kadın sözcüğünün başına; Kürt, başörtülü, eşcinsel gibi sözcükler geldiğinde kız kardeşlik falan kalmıyor. Sadece Türk kadını olabilirsiniz. Kürt kadını olamazsınız. Cahil, okumamış, çok doğuran “doğulu kadın” olabilirsiniz ancak. Başı açık, az doğuran, “modern” kadınlar ise kendileridir ve hepsi Mustafa Kemal tarafından yaratıldılar.
Kurtulmuş kadınlardır, ülkelerini böldürtmezler. Bölünmenin, laikliğin tek ve yegane teminatı askerlerdir. Mustafa Kemal de askerdi zaten. O zaman askere laf ettirmezler. Elinde onlarca ispatlanmış belge ile konuşsan da nafile. Üstelik bu kadınlar yoksulluk ve yoksunluklarla her türlü gerçeklerden uzak tutulmuş kadınlar değiller. Kendilerinin dışındaki tüm kadınları eğitimsiz ve cahil gören ve çoğunlukla okumuş kadınlar. Meslekleri, işleri var. Örgütçüler. Kadın haklarını geri adım atmadan savunmak gerekiyor. Cinsler arası eşitsizliğin böylesine derin olduğu bu ülkede; bir yandan kota dahil tüm kadınların eşitliğini bıkmadan usanmadan savunmak, öte yandan da ırkçı, milliyetçi ve militarist kadınlara karşı mücadele etmek görevimiz.
Bu tartışmanın hayrı da işte burada. Kendilerini yükseklerde gören bu kadınları artık bu yükseklik duygularından kurtarmanın ve tüm kadınların özellikle anne olmaktan kaynaklı doğal barışçılığı olmasını da savunmamanın zamanıdır.
