İpek Çalışlar’ın Doğan kitap ’tan 2006 yılında basılan “Latife Hanım” kitabının 11.baskısını okuyabildim. İpek Çalışlar bu kitabından dolayı yargılandı. Mustafa Kemal’e hakaret ettiği gerekçesiyle. Son derece akıcı bir anlatımla, belgelere dayanan ve emek verilmiş bir araştırma sonucunda kaleme alınmış bu kitapta hakaret unsuru yok, yıllardır saklanan gerçekler var. Kadın bakış acısıyla, önemli bir önderin, liderin yalın insan hali, ama özellikle erkek yanının saklanmadan anlatımı var. Ulusal mücadelelerde, mücadeleye önderlik eden kişilerin putlaştırılması, eksikliklerinin, her insanda olabilecek zaaf ya da özelliklerin saklanması ilk değil. Halkın gözünde değer kaybeder kaygısıyla devlet eliyle resmi olarak saklanan bazı gerçekler aslın da bilindiği zaman daha değerli oluyor.
Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım’a dair bilgiler ilgi çekiciydi. Küçüklüğümüzden beri nur yüzlü, başında beyaz tülbendiyle resmedilen Zübeyde Hanım’ın özel yaşamına dair saklananlar tam da eril bir bakışı yansıtıyor. Çok genç yaşta iki çocukla ve ekonomik güvencesi olmadan eşini kaybetmiş. Tütün tekelinde çalışan, dört çocuğu olan Ragıp Bey ile evlenmiş. Mustafa Kemal önce bu evliliği reddetmiş ve annesi ile bir süre görüşmemiş. Daha sonra üvey babayla dost olmuşlar. Hatta hayatındaki önemli kadınlardan ve intihar ederek ölen Fikriye, Ragıp Bey’in kardeşinin kızıymış. Günümüzde bile genç yaşta eşini kaybeden kadınlar çevrenin büyük gayretiyle evlendirilirler. Yaşamı sürdürmek için bir erkeğin koruması altına alınması toplumun öngördüğü bir çözümdür. Özellikle ekonomik bağımsızlığı olmayan kadınlar için bir dayatmadır.
O zamanın koşullarında bunun daha büyük bir dayatma olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Ancak Türkiye’yi yönetenler, bunun ahlaki bir zayıflık olduğunu, Türkiye’nin kurucusu olan adamanı annesinin ikinci kez evlenmesinin sakıncalı bir durum olduğunu düşünmüşler ki yıllardır saklamışlar. Tarih kitaplarında anlatmamışlar.
Bir başka önemli mesele de çağdaş ve aydınlık bir Türkiye yaratma iddiası olan, Avrupa’dan büyük ölçüde esinlenen Mustafa Kemal’in de çok eşlilik yaşaması ve resmi nikahlı eşini şerii yasalara göre boşaması. Nikah bağıyla birlikte olup olmadığı henüz aydınlanmamış olsa da uzun süre birlikte olduğu Fikriye hanımı hayatından çıkarış biçimi bunu gösteriyor. Latife Hanım’la evlenince Fikriye yurt dışına gönderiliyor. İki silahla Çankaya köşküne gelişinin Mustafa Kemal, Latife Hanım ve daha sonra kendisini öldürmeyi planladığı şeklinde yorumlanıyor.
Ancak onlara ulaşamadan kapı dışarı edilince kendisini vuruyor. Bu olay Latife hanımla olan evliliğinde de ilk sarsıntıyı yaratıyor. Ama asıl facia, topluma örnek olmak için resmi nikah ile evlenen, her yere eşiyle giden, kendisine devlet işlerinde de yardım eden entelektüel eşi Latife Hanım’ı şerii usullerle boşamış olması. Bir tartışma sonucu Çankaya Köşkünden ayrılıp ailesinin yanına İzmir’e giden Latife Hanım’ın ardından iki hafta gibi kısa bir süre sonra boşanma evrakı ulaşıyor.
Üstelik bir Hükümet kararnamesi ile. Bu boşanma şekli o zaman özellikle dış basında yoğun eleştirilen bir konu oluyor. Latife Hanım’ın hakkını arayacağı bütün yollar tıkanıyor. Hatta yıllarca sivil polisler tarafından takip ediliyor. Bir keresininde bizzat kendisi Mustafa Kemal’e ulaşıyor ve bu takibin sona ermesini istiyor. Yurt dışına gitmesi için pasaport verilmiyor. Ancak basınla konuşmayacağı sözü alınarak ve başka bir isimle tedavi için pasaport veriliyor.
Kemalist kadınların; Türkiye’deki tüm kadınları kurtardığını iddia ederek önder kabul ettikleri erkeğin kendi özel yaşamındaki geri tutumları hiç görmemesi, Latife Hanım’ın hep kötü gösterilmesine yardımcı oldukları için kendilerini sorgulamaları gerekiyor. Okunmasını önereceğim bu kitap, herkes için epeyce ders çıkarılacak ve düşündürecek anlatımlarla dolu.
