Aslında güzel bir pazar günü insanlar, ellerine aldıkları gazeteden daha keyifli yazılar okumak ister. İnsana, yaşama dair yazacak o kadar çok değişik ve güzel konu var ki… Ama gelin gürün ki memlekette sorunlar tüm güzellikleri kapatacak şekilde seyrediyor.
Başbakan’ın Diyarbakır gezisinin hepimizi “iyi bir şeyler olabilir” şeklinde umutlandırmasından kısa bir süre sonra DEHAP merkez yöneticileri neredeyse tutuklanacaktı.
Genel Başkan’ları da dâhil olmak üzere her hafta karakol takibi gibi daha çok eski yılları anımsatan bir uygulama ile karşı karşıya kaldılar. Ardından Diyarbakır Büyükşehir Belediye
Başkanı Osman Baydemir hakkında soruşturma açıldı. Askeri yetkililerin açıklamaları da hiç iç açıcı değil.
Türk Eğitim Sen’in yaptığı bir araştırma, ilköğretim çağındaki çocuklar arasında cinsel tacizin büyük boyutlarda olduğunu gösteriyor. Memurların devletle olan toplu görüşmeleri bir kara komedi filmi gibi gelişiyor. Açıklanan işsizlik oranları geçen yıla oranla bir sürü virgülden sonra bir derececik gerilemiş. Okullar açılıyor, yaz bitiyor. Hemen ardı kış. Okul masrafları, yakacak derken yoksulun derdi yine eskisinden daha büyük bir biçimde yerinde duruyor.
Bu arada Kürt sorunu tartışılıyor. Aslında tartışılıyormuş gibi yapılıyor. Kürtlerin muhatabı kimdir noktasında kısır bir tartışma içine girildi. Sorunun derinliklerini biraz olsun yüzeye çıkarabilecek adımların atılamıyor olması sıkıntı verici. “sayın” sözcüğüne takınılmış durumda. Bu takıntının tek taraflı seyretmediği de orta da. Şüphesiz saygı duyma veya saygılı olma halinin bir ifadesi bu sözcük. Ama yine de burjuva kültürüne daha çok ait değil mi? Bildiğim kadarıyla halkın dili değil.
Bu nokta da Kürtler olarak politikada daha yaratıcı daha kıvrak olamıyoruz. Ezilenler olarak haklı olmak ama haklılığınızın bir türlü anlaşılmaması yıpratıcı. Bunu anlatmada daha zengin, daha yaratıcı ve anlaşılır bir dile ihtiyaç var. Aslında bu ihtiyaç yeni değil. Israrla anlaşılmayan ya da her an “öyle demek istememiştik” açıklamasının yapılmasını gerektiren eril bir dilde ısrar ediliyor.
Dilde yaşanan bu erillik tüm siyasete hâkim. Kadınlar yine eylem gücü. Sanki Kürt sorununu tartışabilecek tek bir kadın yok. Veya Kürtlerin demokrasi önermelerinin temelini teşkil eden toplumsal cinsiyetçilikten bu sorunu tartışan erkeklerin hiç haberi yok. Zor bir süreç. Her şeyin daha kötüye gitmesi veya sorunun çözümünün önün açılması mümkün. Böylesi bir süreçte kendimize dönük eleştiri yapılması da hoşa gitmeyebiliyor. Ancak bu sorunun çözümünü kolaylaştıracak temel güç, ezilmeye başkaldıran ve bedel ödemeyi göze alanlardır. Bu da önemli bir sorumluluk yüklüyor. Kararlı, özgüveni yüksek ve yaratıcı olma zorunluluğunu da beraberinde getiriyor. İçe büzülme hali ve hep eskiyi tekrarlama eğilimi yıllara karşı anlamsız bir direnme sanki. Çünkü yıllar çok şeyi değiştirdi. Sorun 15-20 yıl öncesinden çok daha farklı. İnsanlar da çok farklı. Değişimi görmek, doğru okumak ve buna göre politikalar üretmek lazım.
Cesaretin, fedakârlığın, kadınların ve gençlerin böylesine canlı ve dinamik olduğu bir harekette neden güçlü bir açılım yapılamıyor olmasını tartışmak için daha fazla zaman kaybedilmemeli. Bir ay için bile olsa silahların tamamen olmasa da susması ne kadar önemli.
Bu fırsatı değerlendirmek ve süresiz bir barışı yaratmak için çabalar artmalı. İnsanlık tarihi savaşlar ve katliamlarla dolu. Bu tarihi hiç değilse kendi ülkemizde barışa, insanların daha çok ve iyi yaşamasına evirmeliyiz.
