Başbakana ne oldu?

Birkaç gündür bu soruyu sormadan edemiyorum. Yanıtını da tam bulabilmiş değilim.

Gerçekten ne oldu? İki buçuk yıldır iş başında olan bir hükümet ve başbakan, bu güne kadar ısrarla “Kürt sorunu yoktur” dediler. Ve dedikleri gibi de hareket ettiler. Sorunun çözümüne yönelik köklü ve önemli, herkesi biraz olsun rahatlatılabilecek adımlar atılmadı. AB’ye giriş sürecinin gerekleri de olan bazı yasaların çıkarılması ile yetinildi.

Ama birden bire ne olduysa oldu. İki buçuk yıldır görünmeyen, yok sayılan sorunun adı kondu. Yani buna itiraz edecek bir durum yok. Ne güzel işte adı konduysa devamı da gelebilir diye düşünmek gerekiyor. Ama bu memlekette yaşayıp pek çok yetkili ve etkili devlet adamlarının benzeri lafları edip de Ankara’ya döndükten sonra unuttuklarına çok şahit olduk. Böylesi şahitliklerimizin olması kuşkulu yaklaşmayı da beraberinde getiriyor.

En iyisi biraz zamana bırakıp izlemek. Diyarbakır halkı siyasi bir halk. Örgütlü bir protesto tavrı olmamasına rağmen sokaklara dökülmediler. Üstelik AKP’ye oy veren oldukça önemli bir kitlede vardı. Sessiz, olgun ama bir o kadar da vakur bir duruş sergilediler. Galiba kafası en az karışık olan halk.

Bir başka kafa karışıklığı da “aydın” kavramında. Kimdir aydın? Sorusu son süreçte yanıtlanması gereken bir soru olarak karşımızda duruyor. Köşe yazarlarının tamamını bu aydın kavramı içine tepiştirmek gibi bir hal var. Türkiye’de yazılı medyanın ezici çoğunluğunda yer alan bu köşe yazarları memleketin tüm sorunları konusunda adeta bir uzman. Her yerde varlar. Devletin en üst katında sözleri geçiyor. Fikirleri dinleniyor. Arada bir de Anadolu’ya açılıyorlar. Halkımızla konuştuklarını sanıp geri dönüyorlar.

Bunların ayda kaç para almakta oldukları ise kimsenin sormayı akıl etmediği bir mevzuu. Başka ülkelerde, köşelerde garip şeyler yazıp bu kadar zengin olan insanlar var mı bilmiyorum. Şüphesiz yazmak önemli bir emek ve her emeğin karşılığı da olmalı. Ancak bu emek bir zenginleşme aracı haline gelince emek olmaktan çıkıyor. Bu konuda bir araştırma yapılsa da aydın köşe yazarlarının bütçeleri de aydınlansa.

Aydın olarak tanımlananların ezici çoğunluğu ise izlediğimiz kadarıyla erkekler. Tamamının bu güne kadar toplumsal cinsiyet konusunda kafa yordukları, bir iki kelam ettikleri de görülmüş duyulmuş değil. Hadi bu mevzuu çok derin zaman istiyor falan diyebiliriz. Ama Kürt meselesi insanın vicdanı ile yüreği arasında duran bir konu. Üstelik aydın olan okur, inceler ve düşünür.

Tek taraflı, kayıtsız, koşulsuz kaç kere ateş bırakıldı. Üstelik son ateş kesme altı yıldan fazla sürdü. Yapacağınız bir şey vardıysa bu koskoca altı yılda neden yapmadınız? Operasyonların başlaması, hızla ve kapsamlı yayılması son çatışma ortamını tetiklemedi mi? Kürtler bu memlekette neden ha bire isyan ediyor? Dağlarda duran binlerce insan ne olacak? Onlardan istenilen sadece ateş kesmeleri mi? Ateşi kesin orada öyle yıllarca bekleyin mi deniyor? Çünkü bu konuda kendini aydın olarak tanımlayanlardan doğru düzgün bir öneri yok.

Türkiye’de Kürtlere dönük bu büyük saldırı ve psikolojik savaşı püskürtecek birliktelik ve irade olmaması da ayrı bir sıkıntı. Kürtler içinde farklı talepleri ve çözüm önerileri olanların olması son derece normal. Ancak yıllardır bedel ödeyenlerin derlenip toparlanması temel sorumluluk. Bu sorumluluğu yerine getirme konusunda bir türlü aşılamayan noktalar var. İç demokrasinin yerleşememesinin bunda etkisi büyük. İnsanların her gün yaşamını yitirmeye başladığı bir ortamda böylesi bir lüksün olmadığı da kesin. Umarım kendimize geliriz. Barışa çok ihtiyacımız var. 

Scroll to Top