Kız meselesi! 

Son günlerde henüz lise çağlarındaki genç erkekler, birbirlerini öldürüyor. Özellikle görsel basın büyük bir iştahla bu haberleri veriyor. Haberi verirken de bu cinayetlerin, birbirini katletmelerin gerekçesi olarak “kız meselesi” diyor. Yine kadınlar adına bir hiçleştirmeyi hissediyorsunuz. Bu söylemde hem bir aşağılama hem de bir suçlama var. Üstelik bir kız yüzünden cinayet işlemeye değer mi? Erkek adamlar lazım bu ülkeye, der gibi bir anlamda çıkıyor.

Fazla alıngan davrandığımızı hiç düşünmüyorum. Erkeklik meselesinin çözülmediği eril ülkenin gençleri de kızlar yüzünden birbirini öldürüyor sonuçta. Daha doğrusu aşk ve sevda yüzünden işleniyor bu cinayetler. Gerçekte ise aşk sanılan, sevda sanılan duygularla. Aşk çoğu zaman insan yüreğine acılar yaşatır. Üstelik karşılıksızsa. On yedili yaşlarda ölümcül duygulardır. Yaşamı tanımadığından ölüm daha kolay gelir.

Oysa birkaç yıl zaman tanısa kendine; ölmeye ve öldürmeye zemin olan bu aşk kendiliğinden ortadan kalkacak. Karşılaştığında tanımayacak bile. Gençlik de böyle bir şey. Sabır denen duygunun imkansız olduğu bir yaş dönümü. Dünyadaki tüm genç erkek ve kadınlar aşk yüzünden acı çeker. Kendine zarar vermek ister. Ama bizim ülkemizde yaşananlar iyice abartılmış durumda.

Öylesine arabesk ki… Yaşının gereği daha modern ve yenilikçi düşünmesi gerekirken dedelerini bile aratacak şekilde davranıyorlar. Erkek olmaları; karşısındaki genç kadının kendi duygularına karşılık vermelerini zorunlu kılarmış gibi. Oysa bu karşılıklı bir duygu paylaşımıyla olabilecek bir şey. Ama kız dediğin nasıl karşılık vermez? Veya birden fazla sevgi deneyimi yaşamaya kalkar. Karşılığı ölümdür o zaman.

Üstelik toplu katliamlar yaşanabiliyor. Köylerde, ücra yerlerde falan da değil. Metropollerde, şehir merkezlerinde. Toplumun önyargıları ile genç erkeklerin ölmesi ve katil olmasının suçu kadınların omzuna bindiriliveriyor. Çağlar öncesi cadılık hali adeta. Toplumsal cinsiyetçiliğin genç kuşakta böylesine derin olması kaygı verici. Eski kuşakları değiştirip dönüştüremedik derken eskileri mumla aratacak yeni bir jenerasyon bıçakla, tabancayla geliyor.

Kızların sevmesi, âşık olması artık tehlikeli bir durum halini almıştır. Bunun altında 12 Eylül sonrası bilinçli olarak toplumsal sorumluluğu yok edilmiş bir gençliğin yaratılmasının büyük payı var. Yıllardır savaşa harcanan ekonominin yeniden yeniden çökmesi, işsizlik, ekonomik sıkıntılar ve tabii ki geleceğe karşı umutsuzluk. Her şeye rağmen aile içinde demokrasinin yaşanmaması, gencin birey olarak kabul edilmemesi, şiddetle sürekli yüzleşmesi onu iyice kuşatıyor.

Aşk acı verdiği kadar iki cinsin mutlu olmayı, paylaşmayı, hayatı sevmeyi öğrendiği önemli bir süreçtir. Toplumsal ayıplar, yasaklarla inanılmaz tutuculuğumuzla gençlerin birbirini katletmesini izlemek çok zor. Bu çelişkiler içinde yine en zor durumda olan kadın cinsi. Sevse bir türlü sevmese bir türlü. Babası, kardeşi namus adına vurur. Sevdiği kavuşamadığı için. Yani kaçış yok.

Erkeklik içinde biçilen toplumsal rolle baş etmek zor. Erkeksin reddedilmeyeceksin. Senin sevdiğini bıraksan da bir başkasına yar etmeyeceksin. Kadının insan olduğunu, kendisi ile eşit birey olduğunu bir kabul edebilse, sorunlar nasıl da kendiliğinden çözülüverecek. En azından çok hafifleyecek. Zihniyet devriminin acilliği iyice kendini dayatmış durumda. Bu devrimi yapacak olanlar da öncelikle kadınlar. Ama galiba bizde devrim yapmaya zaman bulamayacak kadar yoğunuz.

Scroll to Top