İHD Tartışmaları ve insan hakları

Türkiye hızlı bir şekilde farklı bir sürece girdi. Galiba yine hazırlıksız yakalandık. Bazı şeyler eskiyi hatırlatıyor ama hiçbir şey eskisi gibi değil. Kürtlere yönelik saldırı çok daha derin ve bilinçli bu sefer. Üstelik Kürtlerin kafalarının oldukça karışık olduğu bir dönem. Böylesi bir ortamda İHD tartışılmaya başlandı.

İHD’nin üyeleri olarak hepimizin eleştirileri var. İnsan hakları savunucusu olmak kolay değil.

Her şeyden önce insanı sevmek gerekiyor. Empati kurmayı başarmak gerekiyor. Empati kurmanın çok zor olduğu bir ülkenin insanlarıyız. Hal böyle olunca her kes kendi cephesinden bakıyor. Bu bakış biçimi zaman zaman İHD içinde de dar yaklaşımlara yol açtı. Mazlum-Der’le olan ilişkilerdeki tartışmaları, AB ile ilgili tartışmaları hatırlıyorum. Grupsal kaygıları, yönetimde daha fazla olma çabalarını.

Bunlar yaşandı, yaşanıyor. Sola dair pek çok hastalık dernek içinde oldu. Belki de tüm bu yaklaşımlar insan hakları mücadelesinin daha evrensel, daha kapsayıcı yapılmasını da engelledi. Kadının insan hakları konusunda yeterince çaba harcanmadığı, fuhuş gibi bir konuda neredeyse hiçbir çalışmanın olmadığı, çocuk haklarının ihlalinde son derece yetersiz kalındığı düşüncesindeyim. Bu eleştirileri yapmak, insan haklarının sınırlarının nereye kadar olduğunu tartışmak bir ihtiyaç.

Ancak kurucusu olup hiçbir çalışmasına emek vermeden, çaba harcamadan ve tam da top yekûn Kürtlerin, insan hakları savunucularının üstüne gelindiği bir dönemde; Hürriyet Gazetesi’ne manşet, televizyon kanallarına önemli haber olacak şekilde bir istifayı hak etmedi İHD. Birey olarakta çok değer verdiğim, kitaplarını keyifle okuduğum bir hemcinsimin bu yarı aydın duruşunu görmek bana acı verdi.

Sayın Ağaoğlu haklı değil. Zamanlaması, istifa etme biçimi savaşa hizmet etti. “Her işte bir hayır vardır, bu vesile ile bizde şu yapamadığımız İHD tartışmasını yapalım” şeklindeki yorumları da fazla iyimser buluyorum. Aynı şekilde İstanbul Şubesi’nin Sayın Ağaoğlu’nu ikna etme çabasını da. Konuyla ilgili merkezlerinin yaptığı açıklama yeterliydi. Biz aslında şunları yapıyoruz ama siz izlememişsiniz şeklindeki bir savunma, ırkçılığın böylesine yükseldiği dönemde kamuoyunun duyacağı bir şey değil.

İHD’de yöneticilik yapmış ve yapmakta olan her birey büyük özveri ve fedakârlık gösteriyor.

Maddi beklentileri olmadan gönüllü çalışıyorlar. Üstelik hiç birinin can güvenliği yok. Bu noktada İHD üye ve yöneticilerinin onurlu duruşları karşısında onları hedef haline getirebilecek davranışları bilgi yetersizliği, yanlış anlama biçiminde yorumlamak gerçekçi değil.

Bu güne kadar genel başkanı olamamışlarsa da İHD’nin en önemli özelliğinden biri de kadınların yoğun ilgisidir. Kadın emeğinin en fazla olduğu, üye ve yönetiminde aktif oldukları bir karma örgüttür. Buradan baktığımda da Adalet Ağaoğlu’nun kadın olması üzüntü verici.

Yapılacak şey İHD’ye daha fazla sahip çıkmaktır. Bir türlü fırsat bulup ödemeyi hep geciktirdiğimiz aidatlarımızı ödeyerek, çalışmalarına daha fazla katılarak, grupsal kaygılarımızı bırakıp insan olan herkesin hakkının kutsal olduğunu bilerek bu saldırıyı püskürtebiliriz. Gereksiz bir savunma pozisyonuna girmeden ama doğru bir eleştiri kültürü yaratarak eksiklikler giderilebilir. İHD ve Mazlum-Der gibi sivil toplum örgütleri, bu ülkenin ve hepimizin ihtiyacı. Böylesine yıpratılmasına izin vermemeliyiz.

Scroll to Top