HADEP eski Genel Başkan Yardımcılarından Hikmet Fidan’ın Diyarbakır’da öldürülmesinin ardından derin bir pus kaldı. Öncelikle her nedenle ve kim tarafından yapılırsa yapılsın onaylanmayacak ve kınanacak bir olay. İnsanların yaşam haklarına dönük bu tür tehditlerin hepimizi acıttığını ve rahatsız ettiğini söylemek gerekiyor.
Ancak ardında kalan pus da aynı ölçüde rahatsız edici. Siyasi iklim, şartlar bu puslu durumu kaşımaya, derinleştirmeye son derece müsait. Cinayeti işleyen gücün adresini kendince işaret eden odaklar çok. Buna ailesi, kendini aydın ve demokrat olarak tanımlayan Kürtler, Kürt sorununun çözümünü en iyi bilenler olduğu iddiasında olan Türk “aydınlar” da hızla eklemlendi. Hepsi bu cinayeti, PKK işledi diyor. Yaşananlar, Akın Birdal’ın vurulmasının hemen ardından emniyet yetkililerinin “iç hesaplaşma” iddiaları ve tanıklara İHD üye ve yöneticilerinin fotoğraflarının gösterilmesini anımsatıyor.
Gerekçesi; Hikmet Fidan’ın daha demokrat ve silahtan yana olmaması, PKK ve Abdullah
Öcalan’a karşı olması, yeni kurulacak DTH’ne katılmaması olarak gösteriliyor. Cinayetin hemen ardından bazı Kürt sitelerinde inanılmaz bir şekilde cinayeti, DEHAP ve DTH’nin işlediği biçiminde iddialar bile yer aldı.
Son iki yıldır Kürt siyasetinde yaşanan deprem ve ayrışmaların temelinin ideolojik olduğu saklanmayan bir gerçek. Ulusal bir mücadeleye katılımda hayata nereden baktığınız ilk başta önemli olmuyor. Süreç içinde bakış açılarındaki farklılıklar, artık bir arada olamamayı da doğal olarak beraberinde getiriyor. Kürt siyasetinde yer alan ve uzun yıllar HADEP’te siyaset yapan biri olarak bu ayrışmadaki ideolojik farklılıkların ısrarla çarpıtılmasını büyük bir haksızlık olarak görüyorum. Feodal, ilkel milliyetçi ve hayata sağdan bakanların demokrat, barışçı, AB’den yana, eşitlikçi olarak gösterilmelerine isyan ediyorum.
Demokrasinin temel ölçüsünün cinsiyetler arası eşitsizlikte yattığına inanan biri olarak; son süreçte aramızdan ayrılanların tamamının birlikte olduğumuz süreçte kadın meselesinde bizi en fazla zorlayanlar olduğunu yakından biliyorum. Ancak Kürt siyasetinin tamamında demokrasi ile ilgili çok temel sorunlar var. Yürütülmekte olan siyaset, eril bir siyaset. Biz kadınlar tüm çabamıza rağmen bu durumun aşılmasını sağlayamadık. Sonuçta yetki, kariyer zaman zamanda rant üzerinden büyük bir kapışma yaşanıp gidiyor.
Bir zamanlar birlikte işkence gören, dağda çarpışan, zindanlarda direnen, siyasi partilerde mücadele edenler, saldırgan ve yıkıcı bir üslup ve tarzla birbirlerine saldırıyorlar. Bunu kabul etmek mümkün değil. Demokrasi eksikliğini gören, daha doğrusunu öneren ve gerçekten aydın birçok insan ya hala içerde bir yerde sabırla mücadele sürdürüyorlar, ya da köşelerine çekilmiş sessizce izliyorlar. Ayrışanlar ve farklı arayışların peşinde koşturanlar ise Kürtlerin bunca yıldır ödediği ve ödemekte olduğu bedelleri yok edip, isteyerek veya istemeyerek tekrar hiçleşmelerini dayatanların ekmeğine yağ sürmeye devam ediyorlar.
Kürtler adına henüz hepimizi rahatlatacak, somut bir kazanım yokken, gençlerimiz yaşamlarını fedakârca ortaya koymuşken Kürt aydınları oldukları iddiasındakilerin bu “erkek” kavgalarını izlemek yüreğimi acıtıyor. Siyasetimizin temel sorunu, demokrasi ve bunun içinde şeffaf olmak gerekiyor. Bu cinayeti işleyenler mutlaka açığa çıkmalıdır. İdeolojik ayrışmayı yaşayanlar da verilen mücadelenin bir kazanımı olan değerlere göz dikmeden, mücadeleyi daha fazla yıpratmadan, kendi dünya görüşlerine uygun bir yapılanma yolunda gidebilmelidirler. Bu, halkımız için daha az zarar verici olacaktır.
Sonuç olarak; bu cinayet, Kürtleri ayrıştırmaya, bölmeye ve yok etmeye yönelik senaryonun bir parçasıdır. Bu senaryoyu görmemiz, kapıldığımız ve peşinden sürüklendiğimiz iktidar hastalığından bir an önce kurtulmamıza bağlı.
