HATIRLA SEVGİLİ

Günün yorgunluğunu atmak, siyasi ortamın bunaltıcı, sıkıcı ve umutsuz havasını unutmak için dizi seyreder olduk. Herkesin kendi meşrebine uygun bir dizisi var. Medya da bu konuda oldukça yaratıcı, memlekette de nasıl olsa malzeme bol. Bu çeşitlilik içinde siyasi geçmişi olan bizim kuşaklar açısından “Hatırla Sevgili” dizisi çok çekiciydi. Bu nedenle bu yazı da biraz kişisel bir yazı olacak. 

68 ve 78 kuşağı arasında kalmış biri olarak o günleri yeniden hatırlamak hem çok acıtıcı hem de düşündürücü oldu. Şüphesiz dizinin eleştirilecek pek çok yönü var. Ama dizi, bu ülkeyi yönetenlerin gençlerine nasıl kötü davrandığını, sol düşünceye, demokrasiye, adalet, eşitlik ve özgürlük fikrine ne kadar acımasız saldırdığını ve bu saldırının hiç bitmediğini yeniden hatırlattı.

Sürekli aynı şeylerin yaşanmaktan yorgun düştük. Devletin derinlerinden organize edilen katliam ve cinayetlerin aydınlatılması bir yana hala sürüyor olmasına yine öfkelendik. Kanlı bir mayısın faillerinin bunca yıl sonra hala bulunmamış olmasını düşünürken, Şemdinli’de yaşananların, Hrant Dink cinayetinin aydınlatılmasını beklemek nafile bir umut galiba dedik. 

Liseli yıllarda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının o kararlı, inançlı duruşları, parkalı yakışıklı halleri hepimizi devrimci olma fikrine yaklaştırmıştı. Politika hepimizin yaşamında önemliydi. Yetişkinler gençlerin inanç ve ideallerine güveniyorlardı. Üniversiteli gençler halkın içinde onlarla beraberdi. Okul tatilleri; köylerde, mahallerde halkın sorunların paylaşımı ile geçiriliyordu. Sola dair ayrışmalar, fraksiyonlar çoktu ama hepsinin kitlesel bir tabanı vardı.

Üniversiteli gençlerin öncülük yaptığı, işçi ve köylülerin destek verdiği o zamanki siyasi iklim ve faşist güçlerin karşı mücadeleleri ile yaratılan şiddet olaylarının, yirmili yaşlardaki üç gencin idamıyla son bulabileceği fikri devlet katında nasıl da hâkimdi. Hani memlekette hep inanılan bir şey vardır ya, “sallandıracaksın birkaç tanesini sorun bitecek!” Sonunda öyle yaptılar. Devleti yönetenlerin acizliği, fikri sabitliği gencecik çocukları, daha sonrada başbakanlarını asarak düzen sağlamak gibi bir gelenek oluşturdu.

O dönemin meclisinde ve Adalet komisyonunda yer alan Adalet Partili bir milletvekilinin kızı olarak idam sürecini çok içerden yaşamıştım. Gücümüz, günlerce evde konuşmayarak sürdürülen bir protestoya yetmişti. Mutsuz, üzgün ve birbirine kırgın aile bireyleri olarak konuşamamak, tartışamamak çok acıtıcıydı. Yıllar sonra üniversiteli oğlumla diziyi seyretmek ve onun ilgisini, sorularını, sosyalizmi öğrenmeye merak salmasını izlemekse bu diziyi benim açımdan kıymetli yaptı.

2008 yılında üniversiteli olmak daha bir zor. Anaokulundan başlayan sınav hazırlığı, özelleşen eğitim sistemi içinde üniversiteye girebilmek insan yaşamında kazanılmış önemli bir mevzi halini aldı. Kendi gayretiyle üniversiteye girebilen yoksul, gariban kesim gittikçe azınlıkta kalıyor. Böylesine zorlu bir mücadele veren, emek ve para harcayan aileler gençlerin siyasetten uzak kalması için ellerinden geleni ardına bırakmıyor. Bir zamanlar öğrenci hareketlerinin önünde yer alan aileler de bu kervana dâhiller. En politik kesim olan Kürt gençlerinin aileleri de artık çocuklarını daha fazla koruma çabası içindeler. Seksen yıldır her türlü hak arayışına karşı inen devletin sert yumrukları insanları bu sonuca sürüklüyor. Gençleri ürkütüyor ve toplumsal sorunlardan siyasetten uzaklaştırıyor.

Bu koşullarda 68 ruhu tekrar geri gelir mi? Tabii ki bu pek mümkün değil. O dönem geçti. Dünya şimdi farklı bir yerde… İnsanların yaşama dair algıları ise çok değişti. İletişim, teknoloji inanılmaz bir hızla gelişiyor. Ama değişmeyen şeylerde var. Savaşlar mesela, ülkede 30 yıldır bir savaş sürüyor. Kürtlerin isyanı ile süren bu savaş yokmuş gibi davranıyoruz. Birer ikişer her gün cenazeler geliyor. Törenler yapılıyor. Kürtlerin cenazeleri çoğunlukla gelmiyor. Gelenlerinkine de törenler yapılıyor ama mutlaka güvenlik güçleri ya müdahale ediyor, ya da soruşturmalar açılıyor.

Açlık, yoksulluk eskisinden daha acımasız. Kapitalizmin çarkı içinde çeşitlenen tüketim mallarını görüp de ulaşamamak yeni travmaları yaratıyor. Bu günün koşullarında yoksulluk hali daha derin. Galiba şimdi 2008’e dair bir ruh gerekiyor. Bu ruh, bu rüzgâr ne zaman eser bilmiyorum. Birçoğumuz bunun bekleyişi içindeyiz. 

Hatırla Sevgili dizisi ile hatırladığımız pek çok şey daha var. 68 kuşağının Kemalizm’le olan ilişkisi. Amerikan emperyalizmine karşı gösterilen ortak duruştan, ülkenin tam bağımsızlığını savunmaktan bugün savrulup gelinen yer ise, ulusalcılık. İşte burası çok karışık. 68 kuşağının tamamının Kemalist olduğu gibi bir fikir saçıyor dizi. Oysa sosyalizmin tüm dünyada yaygınlaştığı bir dönemde gençler sosyalizmi tartışıyor ve hedefliyorlardı. Dizi buraya fazla dokunmuyor. Gençlik hareketinin sosyalizmle olan bağı yokmuş gibi davranılıyor.

Bu arada cins sorunun ortalarda olmayışı da hemen dikkati çekiyor. 68 ruhunun eril yapısını hepimiz çok geç fark etmiştik zaten. Sosyalizm kurulduğunda kadın sorunu kalmayacaktı. Devrimci bacılar olarak hepimiz devrimci erkeklerle eşittik. Çoğumuz o dönemde yapılan devrimci evliliklerin, birlikteliklerin son derece klasik sonlara ulaştığını yaşayarak gördük. Sosyalizmin uygulandığı ülkelerde feminizmle ayrılan yolların kadınlar açısından nelere mal olduğuna tanık olduk.

Kürt meselesi de ortalarda yok. Deniz Gezmiş’in idam sehpasında Türk ve Kürt halklarına dair söylediği sözler sansürlenmiş. Adeta ülkenin sadece batı tarafında, metropollerde geçen olaylar olarak algılanması hedefleniyor. Kent soylu burjuva ailelerin ve onların çocuklarının mücadeleleri şeklinde yansıtılıyor.

Hatırla Sevgili dizisi, Türkiye’nin kaotik siyasi ortamı içinde tüm eksikliklerine rağmen önemli bir siyasi film özelliğini sürdürüyor diye düşünüyorum. Dizinin en takdire şayan tarafı da kostüm ve dekor için emek harcayanlara ait. Gerçekten çok kafa yorulmuş ve emek harcanmış. Dönemin havasını ince hatlarına kadar veren, özenli bir çalışma yapılmış. 

Hatırlarsanız toplumda genel bir algı vardı: “Devrimci kadınlar çirkin olur!” Bu algının üzerinden düşünülerek tasarlanarak mı yapıldı bilmiyorum. Ama sevimli, aydınlık yüzlü kadın oyuncuların seçilmiş olmasına ayrı bir özen gösterilmiş sanki.

Sonuç olarak; bir dönemin gençliğinin yaptığı böylesine büyük fedakârlık ve özverinin bugünkü kuşaklara aktarılmasında bu dizinin vesile olması olumlu bir durum. Yeni kuşakların merak etmesi, öğrenmeye çalışması ve HATIRLAMASI bile önemli. Evet, bu sevgiliyi hatırlamak gerek.

Amargi Dergi – Sayı:9 syf:60

Scroll to Top