Eşcinsellik

Toplum olarak önemli bir soruna dönüştürdüğümüz ve de konuşmaktan tartışmaktan ısrarla kaçındığımız bir mesele eşcinsellik. Sistemler ataerkil (cinsiyetçi) şekillenişi içinde tüm toplumu Heteroseksüel kabul eder. Heteroseksizm (karşı cinsellik), erkeğin kadını, kadının da erkeği sevmesini, hayatta tek yönelim olarak dayatan ve başka türlüsünün olmayacağını söyleyen bir düşünce biçimidir. Bu düşünce biçiminin militarizm ve ırkçılıkla da çok yakın bir akrabalığı var.

Faşizmle akrabalığı Hitler Almanya’sında somut olarak ortaya konmuştur. Hitler 1933 yılında iktidara geldiğinde ilk bir ay içinde tüm eşcinsel örgütleri kapatmış ve eşcinsellere yönelik toplama kampları kurmuştur. O dönemde Hitler’in en yakın çevresinde bulunan Ernest Rohm’un eşcinsel olması eşcinseller için bir güvence sanılmış ancak kısa sürede Ernest Rohm’un da içinde bulunduğu üst düzey asker ve devlet görevlilerinden üç yüz kişi bir gecede öldürülmüştür. Daha sonra yüz bin eşcinselin gözaltına alındığı ve büyük bir kısmının sadece eşcinsel olmalarından ötürü toplama kamplarında öldürüldüğü bilinmektedir. İşin kötüsü de o dönemde çıkarılan eşcinsellere yönelik yasalar 1960 yılların sonlarına kadar korunmuş ve bu vahşet dile getirilmeden günümüze kadar üstü örtülmüştür.

Bu gün en gelişmiş varsayılan ülkelerde bile eşcinsellik son derece çetin bir konu. Bizim memlekette ise daha çetin. Türkiye’de eşcinselliği kanıtlananların askerlik yapması yasak. Bunun dışında kamusal alanda eşcinsel kimliği açık olan tek bir görevli yok. Hatta sıradan işlerde bile çalışamazlar, sokakta rahat dolaşamazlar, pastanede, lokantada oturamazlar, ev kiralayamazlar. Tek seçenekleri fahişe olmaktır.

Bizler çocukluğumuzdan beri eşcinselleri “ibne” tanımıyla biliriz. Özellikle en erkek sporlardan futbol maçlarında yine en erkek izleyiciler, halksız bir karar verdiğine inandıkları hakeme “ibne hakem” diyerek tempo tutarlar. Yani toplum olarak erkekliğin mert, sözünden dönmeyen ve de vurdu mu oturtan olarak algılanması ve ön kabulüdür bu. Bu nedenle eş cinsellik bizim toplumumuzda mevcut erkek algılamasını son derece sarsıcı bir durumdur. O yüzden nerede gördülerse dövmeyi, şiddet uygulamayı bir hak olarak görür erkek toplumumuz.

Haklar ve özgürlükler için mücadele veren ve bu uğurda bedel ödeyen kesimler bile eşcinsellikle ilgili duyarsız kalmayı, görmezden gelmeyi tercih ederler çoğu zaman. Ötekileştirilmenin, inkâr edilmenin ne demek olduğunu en iyi bilen Kürtler açısından da durum farklı değil. Halk buna hazır değil gerekçesi hemen sunuma hazırdır Kürt aydınları açısından da. Oysa altını kazıdığınızda derin bir bilgisizlik ve sistemin bize dayattığı ezberlerimiz çıkıyor.

Bu konuyla ilgili bilgisizliği aşmak ilk şart sanırım. Bilimsel araştırmalar sürüyor. Bilimin ve bilim insanlarının sistemden kopuk olmadığını hatırladığımızda her konuda olduğu gibi eşcinsellikte de birbirini çürütme amaçlı çabalar yoğun. 1950 yıllarında Kuzey Amerika’da Kisney Enstitüsünün yaptığı bir araştırma tüm toplumların %10’nun eşcinsel yönelim içinde olduğunu söylüyor. Bu konuda yeni bir belirleme yok. Aslında bunu saptamakta oldukça güç. Zira büyük bir baskı altında bulunan eşcinseller, cinsel yönelimlerini gizli tutuyorlar. Bu lezbiyenler (cinsel yönelimi kendi cinsine olan kadınlar) geyler (cinsel yönelimi kendi cinsine olan erkekler) arasında daha yüksek. Hatta çoğu kimliğini örtmek için evlenip çocuk sahibi oluyor. Bu kendileriyle birlikte daha fazla insanın da mutsuzluğunu yaratıyor.

Sonuç olarak, tüm bilim çevrelerinin ortaklaştığı gerçek, eşcinsellik tedavi edilemiyor çünkü bir hastalık değil. Bu gerçeği bilmek ve hiç değilse anlamaya ve yaşadıkları derin mutsuzlukta kendi payımızı da görmeye çalışmak düşüyor hepimize.

Scroll to Top