AB süreci, kadınlar ve Leyla Zana

AB bunca yıldır memlekette kadınsız tartışıldı. Birden bire ne olduysa oldu kadın-erkek eşitliği olmadan AB’ye girişin mümkün olmadığı fark edildi. Bu fark edişle de yoğun bir faaliyet başladı. Geçtiğimiz hafta Türkiye’den “Türk” kadınlarını temsilen giden grubun başkanlığını Doğan grubundan Arzuhan Yalçındağ’ın yapmış olması dikkat çekiciydi. İçlerinde yıllardır kadın sorununa emek veren ve gerçekten sivil kadın örgütlenmelerinde yer alan değerli kadın arkadaşlarımız da vardı. Ama araya bu kadınların serpiştirilmiş olması, AB sürecinde kadınların temsilini bir grup, iyi İngilizce bilen ve sivil olmayan elit kadınların başlattığı gerçeğini örtmeye yetmedi sanırım.

Bu işler imkân ve olanak meselesini öncelikle gündeme getiriyor. Dil bilmek, bu organizasyonları gerçekleştirecek bilgi birikim ve maddi koşullara sahip olmak önemli. Ancak

“Türk kadını” yerine “Türkiyeli kadın” bakış açısıyla hareket edebilecek çok sayıda sivil kadın kurumu ve bunların dayanışması da var memlekette. Henüz bu konuda tartışma ortamı yeterince olgunlaşmadı. Bu tartışmayı başlatmak gerekiyor. Tabii ki AB’nin her meselede olduğu gibi kadın meselesindeki yüzeysel yaklaşımını derinlikli irdeleyerek. Yanlış anlaşılmasın Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı değilim. Yıllardır öz gücümüzle, kendi demokratik dinamiklerimizle ülkenin demokratikleşmesini hızlandıramayacağımızı anlayanlardanım bende. Bu anlamayla birlikte AB’nin son tahlilde ekonomik güce dayalı emperyalist bir birlik olduğu gerçeğini de unutmuyorum. Bizim aynı zamanda bir Ortadoğu ülkesi olduğumuz gerçeğini de unutmadığım gibi. İleri Avrupa, geri Ortadoğu algılayışındaki önemli yanılgılar, sağlıklı tartışma süreçleriyle netleşmelidir diye de düşünmekteyim.

Bu sürecin biz neresindeyiz? Veya neresinde olmalıyız? Soruları da acil. Artık bir harekete evirilmiş Kürt kadınları bu meseleye nasıl bakıyor? “Nasıl proje yazılır?” telaşının ötesinde bir tartışmayı başlatmakta daha fazla gecikmemeliyiz. Avrupa’da Türklerin imajını değiştirmekte kadınlara önemli görevler düştüğü ve bunu tüm Avrupa’yı dolaşarak anlatmaları gerektiği telkiniyle sonuçlanan toplantı sırasında bir Kürt kadını, Leyla Zana da Avrupa’daydı.

Sayın Zana, önemli mesajlar verdi. Bu noktada kendisini kutlamak gerekiyor. Ancak bazı eleştirileri de zamanında yapmak hepimiz için daha hayırlı olur. Öncelikle Sayın Zana’yı bu konuma getiren ödediği bedellerle birlikte kadın kimliğidir. Kendisi ile aynı ölçüde bedel ödeyen erkek yoldaşlarının bu kadar geride olması ve onların bu geride olmayı sitemsiz kabullenişleri de Kürtlerin yıllardır sürdürdükleri mücadele içinde yarattıkları kadın özgürlük ideolojisinin kabulüdür. Bu kimliğin öne çıkmamış olması, kadın bakış açımızın sözlerle bile ifade edilmemiş olması çok önemli bir eksiklik oldu.

Bu eksikliğin yaşanmaması için kendini “Demokratik Özgür Kadın Hareketi” nin bir parçası olarak görmek ve bunun gereklerini yerine getirmek gerekiyor. Yıllardır Kürt kadınları gencecik bedenlerini parçaladı, gözaltında hatta evinde yine gencecik kadınlar, dil bilmez yaşlı analar tecavüze uğradı, onlarca yıl cezaevlerinde yattılar, her türlü yaşamını öteleyerek kurumlarını yaratmak ve erkek egemen yapılanmanın kırılması için inanılmaz bir mücadele verdiler. Sonuçta bu gün eksiklik ve yetmezlikleri olsa da önemli bir örgütlülüğe ulaştılar. Bu örgütlülükle Türkiye kadın hareketini de yadsınamaz katkılarda bulundular. Bu gerçeği görmezden gelmek yerine kadın dayanışmasını, görüş alışverişini yükseltmek Sayın Zana’yı da Kürt kadınlarını da güçlendirir. Tarih kadın dayanışmasını eksik bırakan ve erkekler dünyasının o acımasız çarklarında eriyip giden sayısız örneklerle dolu. Bunu aşabilecek güce ve yeteneğe sahibiz diye düşünüyorum. Yeter ki kadın bakışı, kadın yüreğiyle meselelere bakalım.

Scroll to Top