Bir mil onun ayakkabılarıyla yürü!

BİA Haber Merkezi’nin basına da yansıyan çok ilgi çekici bir haberi vardı. Amerika’da beş yıldır sürdürülmekte olan ve artık gelenekselleşmiş bir yürüyüşün haberi. Yürüyenler erkekler. ‘Walk a Mile in Her Shoes’ (Bir Mil Onun Ayakkabılarıyla Yürü) adıyla yapılan bu yürüyüş; “tecavüze, cinsel saldırı ve şiddete” karşı. Ve bu yürüyüşte erkekler topuklu ayakkabılarla yürüyorlar.

Valley Travma Merkezi’nde klinik danışman olarak çalışan Frank Baird, kampanyanın fikir babası. Baird şunları söylüyor; “Birçok kişi, tecavüzü bir kadın sorunu olarak görüyor. Ancak kadına karşı şiddet sadece onları etkilemiyor. Onlar bizim annelerimiz, kız kardeşlerimiz, iş arkadaşlarımız, sevgililerimiz, arkadaşlarımız, komşularımız, karılarımız ve kızlarımız. Erkeklerin, tecavüze bir son verme çabalarına katılmasının vakti geldi.”

Bu haberi okurken Türkiye’de de bunun vaktinin geldiğini düşündüm. Bizim ülkemizde tecavüze uğrayan kadınlar, yakın akrabaları olan erkekler tarafından öldürülüyor veya tecavüzcüsüyle evlenmeye zorlanıyor. Bu şekilde düşünmeyen ve şiddete karşı olan erkeklerin sayısı da az değil. Ama böyle düşünenler oldukça sessiz. Bu sessizliği bozmak ve mücadele etmekse pek tercihleri olmuyor. 8 Mart’larda dayanışma adına alanlara gelmekte ısrar edenler bile böylesi bir mücadeleyi başlatmanın kadınlara verilebilecek en büyük destek ve dayanışma olduğunun farkında değiller sanki.

Üstelik kadına yönelik şiddeti konuştuğunuz erkek arkadaşlarımız, “ama kadınlar da çocuklarını dövüyor” şeklinde bir savunma geliştirebiliyorlar. Anne ile çocuk arasında da bir şiddetin var olduğunu inkâr etmemek gerekiyor. Üzerinde durulması gereken önemli bir konu

ama kadına yönelik şiddetin boyutları, derecesi ve toplumda yarattığı travma istatistiklerle ortadayken kadına yönelik şiddetle mücadele etmemeye hiçbir gerekçe olmamalı.

Şiddetin temelini oluşturan aile içi şiddet, bıkmadan usanmadan üzerinde konuşulması gereken bir konu. Şiddet ile yetişen ve şiddet toplumu olmanın bedellerini ise hep birlikte ödüyoruz. Yazın gelişiyle birlikte hızlanan operasyonlar, asker ve gerillaların ölüm haberleri insanın yüreğine hançer gibi batıyor. Yaşam bu kadar değerliyken ölüm nasıl bu kadar değersizleşiyor? Yaşamı sona ermiş gencecik insanların haberleri yine iç sayfalarda, yine birkaç satırla geçiştiriliyor.

Şiddet ve erkeklik militarizmin temelini oluşturuyor. Sistem bunu koruyor. İşte yine sistemin militarizmi koruyup kollama görevini yerine getirmesinin en son somut örneği. Kızıltepe’de Uğur ve babasını öldüren polislerden biri, birinci sınıf emniyet müdürü yapılarak ödüllendirilmiş. Bu terfi, şiddeti devlet katında onamak ve ödüllendirmektir.

Erkeklerden şiddetle mücadele etmelerini isterken biz kadınlarında bu mücadeleyi daha yükseltmek ve görünür kılmak gibi bir görevimiz var. Demokratik Özgür Kadın Hareketi olarak alanı şiddetle mücadele olarak belirlenmiş kurumları yaratmak zorundayız. Galiba yarattığımız kurumlarda bu güne kadar yapamadığımız ve enerjimizi, emeğimizi heba ettiğimiz bir konu da bu. Alanınız dışındaki her konuyla ilgilenmek ve özellikle bir siyasi partinin yapması gereken siyaset yapma isteği gelinen noktadaki bazı başarısızlıkların temelini oluşturdu.

Çizginizden sapmadan, ilkelerinizden taviz vermeden somut bir alanda uzmanlaşmak mümkün. İçinde bulunduğumuz zaman bunu gerektiriyor. Özellikle kadına yönelik şiddetle mücadele toplumun değişim dönüşümüne en büyük katkıyı sunacaktır. Topuklu ayakkabı giyemeseler de Türkiyeli erkeklerin de şiddete karşı yürümelerini görmek bizlere büyük güç katacak. 

Scroll to Top