DTH Ankara toplantısının ardından!

DTH Ankara toplantısını izlerken bu haftaki yazımı bu konuya ayırmaya karar vermiştim.

Maalesef burası Türkiye ve gündem belirlemek elinizde olmuyor. Bu anlamda hafta içinde yaşanan en önemli olay Eğitim-Sen’in kapatılma kararıydı. Uzun yıllar üyesi ve çeşitli kademelerinde görev almaktan büyük onur duyduğum ve kadın bakış açımın güçlenmesine büyük katkı koyduğuna inandığım sendikamın kapatılma kararı, her şeyden önce birey olarak beni çok üzdü. Öte yandan demokrasi adına son derece kaygı verici bir gelişmeydi. Bu konuya bir sonraki hafta tekrar değinmeyi görev biliyorum ve DTH Ankara toplantısına ilişkin birkaç şey söylemek üzere devam etmek istiyorum.

Evet, nihayet DTH Ankara çalışmaları başladı. Anlayacağınız üzere bu “nihayet” sözcüğü

Ankara ve İç Anadolu açısından en temel eleştiri konusu. Türkiyelileşme kavramını uzun yıllardır dillerimizden düşürmüyoruz. Aslında bu kavramdan ne anladığımızda çok belli değil.

Herkesin farklı bir Türkiyelileşme mantığı var. Bu kavram, siyasi parti oluşumuna doğru giden bir hareket açısından en düz biçimiyle Türkiye’deki tüm illerde örgütlenme hedefi olarak da algılanabilir.

Kürt siyasetinde yer alan partiler 44 ilin dışında örgütlenmeyi başaramadılar. Bu başarısızlık sadece teknik bir başarısızlık değildi. Bizim siyaset yapma ve siyaseti algılama anlayışımızla ilgiliydi. Yenilenmiş ve daha kapsayıcı olma iddiası ile ortaya çıkmış DTH’nın da İç Anadolu’ya, Ankara’ya çalışmalarının sonuna doğru gelmiş olması kafalarda epeyce soru işareti bıraktı. Oysa İç Anadolu çok uzun yıllar önce göç etmiş-ettirilmiş ama kimliklerini hiç unutmamış Kürtlerin, ayrıca yoksulluğun, işsizliğin pençesinde kıvranan emekçi halkımızın yaşadığı geniş bir coğrafya. Her ilinin ayrı ve güzel özgünlükleri var.

Ankara ise Türkiye’nin başkenti. Aynı zamanda siyasetin ve uluslararası diplomasinin de

Başkenti. Bugüne kadar var olan siyasi partilerin Ankara il örgütleri, Genel Merkezleriyle aynı ili paylaşmanın büyük bedellerini ödedi. Kongrelerine en fazla müdahale edilen, kendi kararları görmezden gelinen aynı zamanda sistemin de gelişimine izin vermediği, baskı uyguladığı bir il oldu.

Ankara’nın bir başka özelliği; kadınların %50 ler oranında yönetimlerde temsil edilmesi ve il başkanlığının uzun dönemler kadınlar tarafından sürdürülmüş olmasıdır. Bu yanıyla da kadın çalışmalarında daha çabuk ve kolay geri bildirim alınabilecek bir yer. DTH üst organizasyonunda yer alan kadın arkadaşların bu konuya önem vermelerini öneririm. Okunan metinde “cins ayrımcılığı değil, cins özgürlüğü” savunulacaktır cümlesi ise tartışmaya açıktı. Buradan kadına yönelik olumlu ayrımcılık yapılmayacak mı? Sorusu kadınların kafasına takıldı. Ancak kadınlar için hazırlanan ve dağıtılan broşür ve el bildirileri “bu cümleyi erken yanlış anlamamak gerekir” dedirtti.

Ankara toplantısı, geçmişte açılan yaraların iyileştirilmesine yönelik yeterli alt çalışmanın yapılmadığına dair adeta ayna tutuyordu. Yaş ortalaması çok yüksekti. Gençler yoktu. Dolayısıyla heyecan ve dinamizm de yoktu. Katılanların ezici ağırlığı muhtemelen DEP sürecinde çalışmalara katılmış ve şimdi sadece izleyici konumunda olan kesimlerdi. Aktif politika içinde olan kesimler ve taban olarak değerlendirebileceğimiz insanlar yoktu. Hal böyle olunca konuşmacı da olmadı ve öğlen sularında toplantı sona erdi.

Toplantıdan buruk bir tatla ayrıldık. Ankara böyle bir toplantıyı hak etmedi. Ankara ve İç

Anadolu’da güçlü olmak DTH’nın gücüne güç katar. DTH’nın bu bölgeyi en son değil ilk gidilen yerler haline getirmesi Türkiyelileşme iddiasını da daha çabuk hayata geçirebilir. 

Scroll to Top