Geçtiğimiz hafta içinde DEHAP yasal zorunluluklar gereği kurultayını yaptı. Biliyorsunuz bu yasal zorunluluklar her kes için veya her siyasi oluşum için geçerli değil memlekette. Bülent
Ecevit Başbakanken partisi DSP, kongresini iki yılı aşan bir sürede üstelik basına yansıdıktan sonra yapmıştı. Oysa yasalar böyle bir durumu parti kapatma gerekçesi olarak öngörüyor. Öte yandan Sayın Akın Birdal’a yönelik suikastı azmettiren kişi parti kuruyor ve de genel başkanı oluyor. Yargıtay’dan tık çıkmıyor. Oysa HADEP, DEHAP gibi partiler söz konusu olduğunda bu ülkenin hukukçularının nasıl hızlı hareket edebildiklerini gayet iyi biliyoruz.
Bunlar bir tarafa, DEHAP Kurultayının son derece önemli yanları vardı. Basın “yine istiklal Marşı okumadılar” biçiminde yakınsa da halkımız kendi meselesine sahip çıktığını gösterdi. Yine Demokratik Toplum Hareketine evirilecek örgütlü, coşkulu ve dinamik bir gücün hazır olduğu görüldü. Bu kurultayla ilgili daha pek çok şey söylenebilir; ama ben kadın meselesi üzerinde duracağım. DEHAP delegasyonu galiba Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. Delegasyonun belirlediği altmış kişilik Parti Meclisi içinde ilk sekiz sırada yedi kadın seçildi. Üstelik genç kadınlar. Ve yine kadın adaylar kotaya gerek kalmadan ilk kırk içinde yer aldılar.
Bunu nasıl okumak gerekir? Bence yıllardır verilen mücadelede gelinen bir aşama ve olgunluk halidir diye düşünüyorum. Yaşanan tüm eksikliklere rağmen kadın siyasetçilere tabanın güvenin teyididir. Aynı zamanda gençlerin siyasette yer almasına gösterilen bir referanstır da. O zaman bunun üzerinde daha geliştirici ve derinlikli tartışma ihtiyacı var.
Bu olumlu durumla ilgili bazı kaygılarımı da paylaşmak isterim. Şimdi böyle bir sonuçtan,
“nasılsa kadınlara halkımız siyasette yer vermek istiyor o zaman şu kotaya da hiç gerek yok” gibi bir yaklaşım çıkabilir. İşte böylesi bir okuma bizleri son derece yanılgılı bir noktaya götürebilir. Uzun yıllardır Kürt kadınlarının bu alanda verdiği ve asla küçümsenemeyecek bir emeği var. Bu emeğin hem teorik hem de pratik anlamda aldığı birde mesafe var. İçinden baktığımda yapımızdaki erkek egemenlikli anlayış böylesine direngen olmasaydı ve biz kadınlar biraz daha emeğimizi arttırıp biraz daha yürekli olabilseydik aşılan mesafe çok daha ileride olurdu diye de düşünmekteyim.
Ancak DEHAP Kurultayında kadınların aldığı sonucu fazla rehavete kapılmadan ve artık cins politikaları içselleşmiştir gibi bir yanılgıya kapılmadan değerlendirmek gerekiyor. Tarihteki pek çok örneği biliyoruz. Özellikle kurtuluş mücadelelerinde, devrimlerde ilk anda kadın lehinde yapılan değişimler hep yeterli görülmüş ve daha sonraki yıllarda kazanımlar tekrar yavaş yavaş elden gitmiştir, bir bütün olarak kadınların kurtuluşu sağlanamamıştır. Kota konusunda da yanılgılı uygulamalar dünyada yaşanmıştır. Kota uygulamasından vazgeçen Doğu Avrupa ülkelerinde kadın parlamenter oranı, 1987’de %30’lardayken, 2000’de %5’lere düşmüştür. Yine Romanya’da %34’ten %5,6’ya, Macaristan’da %21’den %8,2’ye, Arnavutluk’ta %29’dan %5,2’ye inmiştir.
Ayrıca cins politikasında bu önemli birikimin ve kazanımın Demokratik Toplum Hareketine katılacak olması üzerinden de bir tartışmayı yürütmekte fayda var. Sanırım gelinen noktanın ilerisinde politikaları benimseyip, bilimsel olarak geliştirip önce kendi kadrolarından başlayarak bir bütün olarak topluma yaymak gerekiyor.
Bu anlamda Demokratik Toplum Hareketinin yürütücüleri, Türkiye’de %33 cins kotasının tüm siyasi partilere ve yaşamın her alanına yasal zorunluluk haline getirilmesinin en ateşli Savunucuları olmalılar. Artık “kota; kadınları aşağılıyor, ne gerek var, herkes eşit yarışsın” söyleminin tartışılmayacağı günlerin biz kadınlar tarafından dayatılması lazım. Tekrarlamaktan hiç usanmayacağım şeyse “eşitsizlerin eşitliğini savunmak, eşitsizliği kurumsallaştırmaktır”. Biz eşitsiz konumumuzun kurumsallaştırılmasına asla izin vermek niyetinde değiliz haberiniz olsun. Bu arada hepinizin Kurban Bayramını barış dileklerimle kutluyorum.
