Türkiye’nin ağır politik koşulları, kadına dair özgün konularda yazmayı bu hafta da ertelemeye yol açtı. Kadın sorunu politik bir sorundur ve genel politikadan ayrılamaz. Yaşanan süreç de, kadın bakış açısıyla daha fazla irdelenmeye mecbur. Maalesef dağınık ve örgütsüz halini sürdüren Kürt kadın hareketi bu konuda aktif söz söyleme durumunda değil. Oysa daha güçlü bir tepki örebilmeliydik…
Hrant Dink’in katledilmesi ardından sular durulmadı. Hala tetikçinin kim olduğu tartışılıyor.
Tetikçilere güvenlik güçlerinin gösterdiği izzet ikram ise bizi fazla şaşırtmadı. Bu filmi daha önce çok görmüştük. Sadece TGRT gibi sağcı bir televizyon kanalının bunu yayınlaması ilginçti. Başbakanda ürkek ürkek derin devletten bahsetmekte. Yani artık derin ama çok derin bir devletin vatandaşları olduğumuzu her kes biliyor. Bu derinlik içinde yaşamaya itiraz eden güçlü bir karşı duruş da henüz yok.
Bu cinayete gösterilen umut verici tepkinin sürekliliği üzerine biraz konuşmak gerekiyor.
Günlük konuşmaların önemli bir kısmını bu konu oluşturuyor. Basında tartışılıyor. Acaba daha umutlu gelişmeler olabilir mi? Diye herkes birbirine soruyor. Kimisi ÖDP kongre yapacak, yeni genel başkan seçecek, yeni bir yapılanma içinde. Acaba bundan güçlü çıkabilir mi? Sorusunu soruyor.
Yeni parti girişimlerine baktığınızda hepsi ulusal sol kokuyor. Sol yanımız gerçekten büyük yara aldı. 12 Eylül’den bu yana geçen yıllar, solu daha fazla daralttı ve geriye çekti. Neden sol derseniz? Hayata soldan bakmak, yoksulu, işsizi, kadını, genci, eşitsizliği, ayrımcılığı kendine mesele etmek demektir. Bütün bunları gerçekten kendine dert eden, samimi ve açık bir politika üreterek çözüm için kararlı bir duruşu olan siyasi yapılanmalara ihtiyaç var.
Bu siyasi yapılanmalar sivil alanlardan beslenir ve güçlenir. Şu anda böyle bir sivil harekette ortalarda görünmüyor. Bunun için demokratik bir gelenek olmalıdır. Ancak Türkiye’de böylesi bir gelenek oturmadı. Yine bir siyasi yapılanma ile bu sıkıntılı süreci aşmaya çalışmak akılcı olabilir diye düşünüyor insan. Bu noktada bunları Kürtler yapamaz mı? Sorusu akla gelebilir. Kürt siyaseti uzun yıllardır demokrasi güçleriyle birlikte olmaya çalıştı. Ancak bu duruşunu bir türlü tutarlı bir eksene oturtamadı.
Kürt sorunun dışındaki tüm sorunlar hep ikincil planda kaldı. Oysa dinamik ve fedakâr bir kitlenin sahibi olarak tüm ezilenlerle birlikte politika üretmek ve dayanışmayı arttırmak gerekiyordu. Kürt siyasetinin kurduğu partiler bunu başarmada inanılmaz bir beceriksizliği devam ettirdiler. Tam barışın konuşulabileceği bir ortamda, Dink’e sıkılan kurşunlar bu sesi duralatmış olabilir. Ancak bu cinayetin, sadece Kürtlere değil bu ülkede muhalif tüm seslere gösterilen tahammülsüzlüğü açığa çıkardığını anlatabilecek bir ortama dönüştürebiliriz.
Böylesi bir siyasi iklimi yaratma imkânı varken bir bakıyorsunuz DTP olağan üstü kongreye gidiyor. Daha bir yılını doldurmamış bir yönetim, böylesi koşullarda, üstelik seçimlere bu kadar az zaman kala neden olağan üstü kongreye gider? Bilinmez. Kongreye gitmek demek kendinden başka kimseyi görmemek demektir. Aylarca kendi içinle uğraşıp durursun. Uzun bir süre de yeni göreve gelenlerin entegrasyonu ile uğraşırsın.
Kendi içiyle bu kadar çok uğraşıp güçlenmek yerine güçsüzleşiliyor olması kaygı vericidir. Faşizmin güçlenmesi ve halk nezdinde yaygınlaşmasına rağmen. Türkiye’de güçlü bir siyasi yapılanma ve buna paralel bir Kürt siyaseti ile pek çok şey aşılabilir. Ancak bu eril bir mantık ile mümkün değil. Eril mantık, her şeyi kolay yıkan ama yerine yenisini eskisinden daha iyi yapamayan bir mantıktır. Bununla kıyasıya mücadele etmek gerekiyor.
