Öyküsü bir yıl öncesine dayanan Berlin gezisini kısa bir yazıda nasıl toparlayacağımı düşünerek başlıyorum yazıma. İçinde olunca heyecanı bir başka, okuyunca bir başka. Hani okuyucuları da sıkmamak gerekiyor. Oysa ne çok ve güzel ayrıntı ile dolu geçti. Ankara’da dindar kadınların oluşturduğu Başkent Kadın Platformu’nun önerisi ile başladı. Türkiye’den farklılıklarıyla bir arada olmayı başaran kadınlarla ‘acı vatan’ Almanya’daki kadın örgütleri ve aktivistlerle görüşmeler yapmak, bilgi ve deneyimlerimizi paylaşmak isteğiyle. Projenin programını Heinrich Böll Vakfı üstlendi, Almanya Dış İşleri Bakanlığı ise finanse etti.
Yazışmalar, görüşmeler, sabır isteyen vize işlemleri derken Berlin’e vardık. Doğu Berlin’de tarihin kokusunu hissettiğimiz şirin bir otele yerleştik. Programımızdaki ilk görüşme Dış İşleri Bakanlığının üst düzey yetkilileri ile yapıldı. Bu görüşmede; Türkiye’de yaşayan tüm kadınların temel sorunu olarak önümüze iki mesele kondu; namus cinayetleri ve zorla evlendirme. Almanya’daki göçmenlerin en büyük bölümünü oluşturan Türkiyelilerin Almanya’ya yansıyan yegane sorunlar gibi algılanan bu iki mesele gezimiz boyunca önümüze çıktı.
Neyse, biz dilimiz döndüğünce Türkiye’de kadınların sorunları arasında bu sorunların yer aldığı ama namus cinayetlerinde artışı gösteren hiçbir verinin olmadığı, ancak kadın örgütlerinin verdiği mücadele ile daha görünür olduğu, devletinde bu baskılar sayesinde önlem almaya zorlandığını, zorla evlendirme kapsamında değerlendirilen ‘görücü usulü evlenme’ meselesinin kültürel ve geleneklerden gelen bir durum olduğunu, hepsinin zorla evlendirme şeklinde değerlendirilemeyeceğini anlattık. Türkiye’de temel sorunun toplumun bütünüyle erkek egemen ve cinsiyetçi olmasından kaynaklandığını, siyaset başta olmak üzere kadınların hayatın her alanında sıkıntılar yaşadığını ilave ettik. Bu sorunları aşmak için yapılmakta olan çalışmaları ve Almanya’da da cinsiyet ayrımın tükenmediğini tartıştık.
Başkanı kadın olan Charlottenburg-Wilmersdorf Belediyesinin Yabancılar Görevlisi Azize Tank ile buluşmamız kendimizi evimizde hissettirten bir buluşmaydı. Eski bir İKD’li olan Azize Tank Türkiyeli olmanın, farklılıklarla yaşamanın ne demek olduğunu iyi biliyordu. Almanya’da ilk kadın derneğini kurmuş, barış hareketinde aktif yer almıştı. 320 bin nüfuslu bir yerde hizmet veren belediyelerinin çalışmalarını anlattı.
Enses, cinsel taciz ve tecavüz konusunda 1982 yılından beri hizmet veren Wildwasser, Kadınlar İçin Yardım ve Dayanışma Merkezinde önemli bilgiler aldık. Ağırlıkla genç kadınların başvurduğu ve belediyenin gençlik daireleri ile birlikte çalışan bu merkez, aynı zamanda bir sığınma evi. Adları aynı ama bağımsız bu derneklerin bir de çatı örgütleri var. Her yıl 300 bin kız-erkek çocuğunun tacize uğradığını duyduğumuzda, yanlış olmasın diye tercümanımıza bu sayıyı tekrar teyit ettirdik.
İSI kadınlar için girişimciliği destekleyen önemli bir proje idi ve yine karşımıza Türkiyeli bir kadın Remziye Ünal çıktı. Göçmen kadınların girişimciliğini destekleyen ve iş edinmelerini sağlayan önemli bir kurumdu. Ver.di sendikası, Friedrichshain-Kreuzberg Belediyesi, Katolik Alman Kadınlar Birliği ile de görüşmeler yapıldı. Neukölln Belediyesinin Kadın Danışma Merkezi görevlisi Sylvia Edler bizimle görüşebilmek için izin gününde gelmişti. 1400 yılında inşa edilmiş bir binada hizmet veriyorlardı. Hemen yanlarındaki demirci dükkânında kadınlar demirden süs eşyaları yapıyorlardı.
Almanya Hükümeti’nin Göç , Uyum ve Mülteci Danışmanı Marieluise Beck ve yardımcıları ile ve SPD Federal milletvekili Lale Akgün’le yapılan görüşme çalışmamızın önemli ve sonuç alıcı bölümlerini oluşturdu. Her iki görüşmede de birbirimizi anlayan ve sorunlara benzer çözüm önerileri ile yaklaşan bir tablo çizildi. Sonuçta Almanya ve Türkiye’de karşılıklı konferanslar yaparak sorunlarımızı daha etraflı tartışmayı kararlaştırdık. Galiba hepimiz için en etkili olan WeiberWirtschaft’ı gezmek ve görmek oldu. Bizi gezdiren ve kuruluşundan bu güne kadar içinde aktif yer alan Delal Atmaca Dersim kökenliydi. Özel hayatı kadar kooperatif deneyimi hepimiz için heyecan vericiydi. Parasız ama inançla 200 kadınla başlattıkları öykülerini anlatırken; ‘asla küçük hedeflere değil, çok büyüğe göz dikin’ tavsiyesi kulaklara küpe olacak nitelikteydi. Şu anda Avrupa’nın en büyük kooperatifinin bir özelliği de binanın ekolojik olması. Elektriğini kendileri üretiyorlar ve fazlasını satıyorlar.
Gezimizin son gününde tanıştığımız Yeşiller Partisinin merkezi kadın organizasyonunda yer alan ve bir feminist olan Tine Hauser-Jabs, bir hafta boyunca ulaşamadığımız verileri verdi. Almanya’da yapılan bir araştırmada Almanya’da yaşayan Türkiyeliler arasındaki aile içi fiziksel şiddet oranı %46. Almanlarda ise %36. Doğu ve Batı Berlin’in birleşmesinin getirdiği maddi yüklerin kadınlara ayrılan bütçelerin kısılmasına yol açtığı bize aktarılan ortak bir sorundu. Kadın projelerinin eskisi gibi para bulamamasından kaynaklı sığınma evlerinin bile kapanmaya gittiğini öğrendik. Bizde yeni başlayan sadece proje ile iş yapmanın sonucunu görmek açısından önemliydi. Alman Devletinin kendi isteğiyle aldığı göçmenlerin entegrasyonu için bu kadar az çaba harcanmış olması ve ırkçılığın, yabancı düşmanlığının dolayısıyla insanlar arasında sevgisizliğinde diz boyu olması üzücüydü. Devletlerin uyguladığı politikaların bedellerinin halklara nasıl acı bir şekilde ödetildiğine bir kez daha tanıklık ettik.
Başkent kadın Platformu, Uçan Süpürge, KADER, Demokratik Özgür Kadın Hareketi ve bağımsız feministlerin oluşturduğu grubumuz değerlendirmesinde; farklılıklarla birlikte olmak konusunda epeyce yol kat ettiğimize, ancak kadın meselesine bakışımızdaki ayrılıkların zorlayıcı olduğu görüşüne vardık. Muhteşem açık hava klasik müzik konserini, bitpazarını, kendi yemeklerimizi özleyip Türkiyeli lokantalara koşturduğumuzu ve daha birçok ayrıntıyı anlatamadım. Kadın sorununun evrenselliğine tanıklık etmesi açısından böylesi bir çalışmada olmaktan büyük mutluluk duydum.
Gündem Gazete Kadın Eki
