Ankara’da kadına yönelik şiddet

Ankara’da henüz bir yıldır çalışma sürdüren KIRK ÖRÜK Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele

Kooperatifi, aldığı ilk projeyi tamamladı. Tamamlanan projenin sonuç raporu, kooperatif binasında yapılan basın toplantısında kamuoyu ile paylaşıldı. Kadına yönelik şiddetle mücadelede, gönüllü kadınların sürdürdüğü bu çalışma küçük ama önemli bir katkı oldu.

Kurulurken tartışılan ve kararlaştırılan bazı ilkelerin hayata geçmesi anlamında da önemliydi.

Türkiye’de, hatta dünyanın pek çok ülkesinde kadın kurumlarının yaşadığı pek çok sıkıntının altında bürolara çekilen ve daralan yapılanmalar yatıyor. Gönüllü olmak ve böylesi yıpratıcı ve emek isteyen bir alanda çalışmak çok da kolay değil. Büyük kentlerin günlük yaşamda yarattığı zaman darlığı, bir güne sığdırılmaya çalışılan pek çok işin yarattığı stresle de baş etmeye çalışarak şiddete dönük farkındalık yaratma çalışmasını kapsayan proje istek ve coşkuyla yapıldı.

Şiddete dönük bilinenlerin bazı ezberlere dayandığı, eğitim alınmaya başlayınca fark edildi.

İletişim kurmanın en temel yolunun “ben” dilinden geçtiği, yargılamadan konuşmayı ve özellikle dinlemeyi, öğretici değil birlikte öğrenici olmayı eğitim sürecinde fark eden gönüllü kadınlar daha sonra mahalle çalışmalarına başladılar.

Ezberlerden birisi de şiddeti yaşayanların sadece yoksul kadınlar olduğuydu. Ancak çalışmalar içinde yoksul kadınların sorunlarını ifade etmede daha açık ve paylaşımcı oldukları ortaya çıktı. Fiziksel şiddet dışındaki şiddet türlerini “şiddet” olarak tanımlamasalar da incindikleri sözel, psikolojik ve ekonomik sorunların farkında oldukları anlaşıldı. Bu durum baştan hedeflenen yoksul kadınlar dışında orta düzeydeki ekonomik koşullarda yaşayan kadınlarla da buluşmayı zorunlu kıldı. Bu kesimdeki kadınlar, kendilerine uygulanan fiziksel şiddeti açıklamaktan utanıyor ve rahat konuşamıyorlar. Ancak eşlerinin ekonomik kararları kendilerine danışmadan almalarını, eve bıraktıkları paranın karşılığı olmayan bir yemek beklediklerini bununda kendilerini rahatsız ettiklerini anlatıyorlardı.

Her kesimden kadın için, erkeğin akrabalarına, evdeki hastalara, yaşlılara ve misafirlere verilen emeğin, kadın yaşamında bir şiddete dönüştüğüydü. Kayınpeder ve kayınvalide şiddeti de oldukça yaygın. Yaşlanan kadınların evdeki genç kadınlara uyguladığı şiddet, menopoza girdikten sonra kadının kendini erkekle eşit görmeye başlaması ve büyük boyutlarda olmasa da bu kez kadının erkeğe şiddet uygulaması da yaygın bir durumdu.

Ankara’nın orta yerinde, karşısında kocaman apartmanların bulunduğu viran evlerde yaşamaya mahkûm olan Kürt kadınlarının yaşadığı temel şiddet ise dildi. Yoksulluğun dayattığı hiçbir güvencesi olmayan kağıt toplama gibi işleri yürütürken, dil bilmediği için adeta açık cezaevi yaşamı içindeler. Yanında biri olmadan evinin uzağına tek başına gidemeyen, kent yaşamının hiçbir noktasına dâhil olamayan bir kadının yaşadığı şiddet, oldukça derin izler bıraktı.

Genel olarak sorunlar bilinse de bu soruna çarenin olmadığı şeklindeki kanı ise galiba en önemlisi. Çalışmalar sırasında “yalnız değilsiniz!” mesajının verilmesi bu anlamda kadınların güçlenmesine önemli bir katkı oldu. Çalışmaların ardından artan başvurular ise çok somut bir gerçeğin daha yaşanmasına yol açtı. Can güvenliği olmadığı için sığınak ihtiyacını size bildiren kadına; “sığınakta yer yokmuş!” u demek. Çünkü Türkiye’nin başkenti Ankara’da on altı kişiyi alabilen bir tane sığınak var. Büyük Şehir Belediyesinin 8 Mart’ta büyük reklamlarla açtığını söylediği sığınak ise hala işlerliğe kavuşmuş değil. İşimiz kolay değil ama emek, sabır ve sürekli bir mücadele ile kazanımların büyüyeceğine KIRK ÖRÜK’lü kadınlar yürekten inanıyor.

Scroll to Top