ABD POLİTİKALARINA TÜRKİYELİ KADINLARIN YANITI!

Geçtiğimiz hafta Türkiye kadın hareketi adına önemli bir toplantı gerçekleşti ve sadece Türkiye basınında değil Amerika basınında da geniş yer aldı. ABD Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisinden Sorumlu Müsteşarı Karen Hughes, çıktığı Ortadoğu gezisi kapsamında Türkiye’deydi ve Ankara’da sivil kadın kurumları ve aktivistleri ile görüştü. Karen Hughes, ABD Başkanı George W. Bush’un yakın dostu ve ‘imaj gurusu’ olarakta biliniyor. Basına yansıdığı ve toplantıda tanık olduğumuz kadarıyla Hughes ’in ABD’nin bozulan imajını düzeltmek gibi bir amacı ve çabası var. Sanırım bunun da ötesinde İran ve Suriye’ye dönük giderek sertleşen politikalarının bir savaşa evirilip evirilemeyeceğini de yoklamak istiyorlar.

Toplantının öyküsüne gelince; organizasyonu için ABD Ankara Elçiliği, KADER Ankara Şubesine öneride bulunmuş. Yerin tespiti ve basın organizasyonu elçiliğe ait olmak üzere, KADER Ankara Şube Başkanı İlknur Üstün; davet edilecek kadınların farklı çevrelerden ve bağımsız duruşlarıyla toplantıya katılacaklarını, Avrupalı ve Amerikalı kadınların sadece dinleyip ‘sizleri nasıl kurtarabiliriz?’ şeklindeki yaklaşımlarından rahatsızlık duyulduğunu, kadına dair sorunlarımızı kadın ortak paydasında tartışmaktan yana olduğumuzu ve bu anlamda konuşmalara bir sınır getirilmesinin kabul edilemeyeceğini belirtmiş.

DÖKH’nin üyesi aynı zamanda Türkiye’de kadın ve siyaset konusunda önemli bir işlevi olan KADER’in de bir üyesi olarak toplantıya davet edilenler arasındaydım. Hughes, sözlerine Mustafa Kemal’in kadınlara verdiği hakları hatırlatarak başladı. Neşeli başladığı toplantıda giderek sarsılmış ve şaşırmış bir ruh haline büründü ve araya girerek açıklamalar yapmaya çalıştı. Özellikle savaş kararı alırken yanında bulunduğu dostu Bush’un bu kararı alırken çok acı çektiğine tanık olduğunu söyledi. Bazen barış için savaş yapmak gerektiğini, Afganistan ve Irak’ta yaşayan kadınların şimdi daha mutlu olduklarını ve bu mutluluklarını ABD’ye borçlu olduklarını belirterek teşekkür etmekte olduklarını söyledi. Türkiyeli kadınların buna verecekleri yanıtlar çok net oldu. Demokrasinin hiçbir ülkeye ihraç edilemeyeceği, zorla inşa edilemeyeceği belirtildi. Kadınların ortak dillendirdikleri; savaşların kadının özgün sorunlarını görünmez kıldığı, savaş sonrası gelen yoksulluğun bedelini de kadınların ödediği, Amerikalı kadınlarla kadın hakları, barış, eşitlikler, özgürlükler konusunda her türlü işbirliğine hazır olunduğu ama şiddet, savaş ve eşitsizlik üreten hiçbir politikanın paylaşamayacağıydı. Irak’taki savaşta oğlunu yitiren ve savaş karşıtı bir mücadele yürüten Amerikalı anne, Cindy Sheehan’ın gözaltına alınmasının Türkiyeli kadınları incittiğinin dile getirilmesi Hughes ‘in açıklama yapma gereğini hissettiği andı. Orada bulunan kadınlar gerçekten farklı dünya görüşüne sahiptiler. Hiç kimsenin kuru bir ABD düşmanlığı yoktu. Hatta bir katılımcının ‘PKK terörü ’nün bitirilmesi için ABD’den destek istemesi bu farklılığın en somut göstergesiydi.

Sözlerime; ‘uzun yıllardır Kürt siyasetinde yer alan…’ şeklinde başlamış olmama rağmen basında ‘Kürt hakları savunucusu’ şeklinde pek anlamlandıramadığım bir tanımlama ile karşılaşmış olmakla birlikte toplantının, fazla çarpıtılmadan olduğu gibi basına yansımış olması sevindiriciydi. Ama en şaşırtıcı olan toplantı sonrası Amerikalı katılımcılar ve basın mensuplarının yanımıza gelerek teşekkür etmeleri ve Cindy Sheehan’ı nereden tanıdığımızı sormaları oldu.

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, insanlık adına önemli gelişmelere tanık olmasından çok şiddet, savaş, yoksulluk ve eşitsizliklere tanık oluyor. Bütün bunlarda ABD, AB gibi büyük devletlerin ve toplulukların emperyalist amaçlarının rolünü görmezden gelmek insanlık adına bir suç aynı zamanda. Ancak kuru bir ‘kahrolsun ABD, kahrolsun AB’ şeklindeki yaklaşımlarda hayatın gerçeklerine oturmuyor. Bu bağlamda ABD’nin Irak müdahalesini salt Kürtler açısından değerlendirmekte yanlış olacaktır. Şüphesiz Kürtler açısından ilk kez dünya üzerinde bir yer edinme fırsatı oluştu. Kürtlerin acılı tarihini değiştirme ihtimalide. Ancak emperyalist güçlerle ne kadar dans edileceğini her zaman emperyalist güçler belirlemiştir. Nitekim ABD açısından da ‘iyi Kürtler-kötü Kürtler’ ayrımı son derece nettir. ‘Kötü Kürtlerin’ imhası konusunda herkesle işbirliği yapabilirler, yapıyorlar da. Bu ayrımı, doğuracağı sonuçları salt Kürtlük hassasiyetinin ötesinde kadın yüreğimizle, demokrasi ve barış isteğimizle, devrimci özümüzle de değerlendirmek zorundayız diye düşünüyorum.

Sonuç olarak; savaşlar en sürekli şiddet ortamları. Savaşlarda üretilen şiddetin ilk başta taciz ve tecavüzlerle kadınların başında patladığı, ölen erkeklerin kadınların en değerli varlıkları olduğu, dağılan aile ortamında çocukların en fazla etkilendiği, savaş sonrası yoksullaşan devletlerin en yoksullaşanlarının yine biz kadınlar olduğunu unutmamak gerekiyor. Barışı savunmak çok kolay değil ve bununda bedeli var. Bu bedeli ödemeye hazır olmak ama mutlaka barışı savunmak bütün kadınların tarihi sorumluluğu. Ankara Kalesi’ndeki tarihi Çengel Han, böylesi tarihi bir buluşmaya tanıklık etti. Umarım Türkiyeli kadınlar, bu duyarlılıklarını kendi topraklarımız üzerinde süren savaş ve çatışma ortamının barışa evirilmesinde de daha etkin gösterilebilir.

Gündem Gazete Kadın Eki

Scroll to Top