Mehmed Uzun, kıymeti geç anlaşılmış bir yazardı galiba. Özellikle Kürt cephesinde.
Bağımsız duruşunun bunda önemli bir rolü vardı. Kürtler açısından son derece sert ve acımasız sürecin hala sürdüğü ortamda, böyle önemli bir aydınını kaybetmesi her bakımdan üzücü. Genç yaşında, üretmek için en verimli döneminde, zor bir hastalıkla mücadele etti. Ailesi, yakınları için kabullenmesi zor bir durum. Bize yine sabır dilemek düşüyor. Yazdığı eserleri, edebiyatını farklı değerlendirmek mümkün. Ancak Mehmed Uzun’un en önemli yanı Kürtçe yazmasıydı. İnkâr edilen ve yok sayılan bir dille roman yazması ve tüm dünyaya kabul ettirmesi devrimci bir duruştu. Bu inkâra çok net cevap oldu. Ayrıca Kürtçe ’nin zenginleşmesine önemli bir katkıda bulundu. Yeni jenerasyonlara kendi dillerini sevmeleri, geliştirmeleri için öncülük yaptı.
Bağımsız duruşu, çoğu zaman iki arada kalmasına da yol açtı. Bağımsız duruşa gösterilen tepki, siyasetin en acımasız yönü. Aydınlanmayı, özgür düşünme ve tartışma ortamını yok ediyor. Her kesin aynı düşünmeye zorlandığı tüm siyasi hareketler, uzun vade de demokrasiden uzaklaşıyor. Kafa tuttuğu, mücadele ettiği egemenlerine benzeşiyor. Siyasetin doğasında bu var galiba. Tarihte pek çok örnek olmasına rağmen bir türlü vazgeçilmiyor. Bir başka anlamıyla siyasetin iktidar kavgası bu. Aydını da kendisiyle aynı düşünsün istiyor. Meseleye farklı pencerelerden bakmak, farklı çözüm önerileri sunmak panik yaratıyor. Korkusuzca her türlü görüşe ve öneriye açık olmak yerine, bağımsız düşünenler inanılmaz bir hızla dışlanıyor ve görünmez kılınıyor.
Dışlanan aydın daha çok uzaklaşıyor. O da kendini her şeye rağmen daha aktif mücadele vermekten uzak tutuyor. Bu örnekler çok yaşandı. Bundan sonrası için ne kadar umutlu olmak gerekir bilinmez. Zira barışa yaklaşmak yerine iyice uzaklaşmaya başladık. AKP Hükümeti savaş çığlıkları atıyor. Tezkere çıkarmaya, sınır ötesi operasyona ne kadar istekli oldukları gün yüzüne çıktı. Cumhurbaşkanlığını alıncaya kadarmış demek barışçıl duyguları. Ama halk aydınına sahip çıktı. Bu, çok önemli bir teselli kaynağı. Halkının verdiği destek, yaşamını kısada olsa bir müddet uzattı ve mutlu günler yaşamasına neden oldu. Sürgünlerde yaşamak, özellikle aydınların sağlığını bozan bir durum. Derin düşünceler, üzüntüler bedeni hasta ediyor. Bunun örneklerini de çok yaşadık. Ahmet Kaya’nın da kalbi son sürgüne dayanamamıştı.
Bunca bedel ödenmiş bir mücadelenin umutsuz ve yılgın olmaması gerekir. Ancak umudu besleyecek, güçlendirecek ve sahici yapacak bir silkinişe ihtiyaç var. Bu da durumun vahametini fark etmekten geçiyor. Özellikle siyaseti yönlendiren kadrolar açısından. Sorun burada fena halde kitleniyor. Bu kilidi çözmek lazım.
Her ölümün erken olduğu söylenir. Ama bazı ölümler gerçekten erken. Ahmet Kaya, Orhan
Doğan, Ayşenur Zarakoğlu ve Mehmed Uzun, daha sayamadığım pek çoğu galiba çok erken öldüler. Aydınların toplumun bize göre farklı düşünenlere ulaşmakta imkânları daha geniş. Şüphesiz aydınlarında eleştirilmesi gereken pek çok yanları var. Ancak “benim gibi düşün!” zorlamasına girmeden, gerçek demokrat tavrı ile yaklaşmak ve başlanan çalışmaları hep bu yaklaşımla büyütmek ve sonuçlandırmak mümkün.
