Munzur Festivali!

Bu yıl altıncısı yapılacak olan Munzur Festivali Tunceli Valiliği tarafından engellendi. Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil’in belirttiği gibi bu bir erteleme değil, iptal kararıdır. Bu karar aynı zamanda savaşı, gerginliği, çatışma ortamını onaylamaktır. Sistem savaş diyor. Bunun karşılığı olarak hepimizin barış demesi gerekiyor. Ama nasıl?

Erteleme kararının hemen ardından valiyi haklı çıkarmak istercesine geçeceği yola mayın döşendiğine dair haberler duyuldu. Ev aramaları ve evlerde bombalar bulunduğuna dair haberler peşi sıra izledi. Hepsi “savaşa devam” konseptinin birer olgusu olarak yansıyor. Ancak önemli olan, barışı gerçekten isteyenlerin ne dediği. Asıl problem de burada yatıyor. Hepimizin barıştan anladığı çok farklı. Kürt sorunu çözüme kavuşturmak amacıyla silahlı mücadeleyi tercih etmiş olanların da silahları bırakıp yaşama katılmak istediklerini biliyoruz. Silahlı mücadeleyi başlatan sosyolojik ve bilimsel nedenleri de.

Çözüm için, silahların susması için tek taraflı ateş kesmelerle de çözüme ulaşılmadığını gördük. Sistemin silahlı güçlerinin operasyonlar şeklinde tekrar başlattığı çatışma ortamını irdelemek gerekiyor. Sisteme tekrar sınır ötesi operasyonları dillendirecek cesareti kim verdi?

Hepimiz, tüm Türkiyeliler. Savaştan en büyük darbeyi yiyen Kürtler başta olmak üzere, asker aileleri, sosyalistler, devrimciler, kadınlar, gençler, aydınlar, sosyal demokratlar, dindarlar. Toplumun tüm kesimleri bundan sorumlu.

Barışı gerçekten isteyen güçlerin barışı yeterince anlatamamaları ve bunu örememeleri bu süreci uzatıyor. 29. isyan nereden bakarsanız bakın Kürtlerin bu güne kadar yaşadıkları isyanlar içerisindeki en modern olanı. En kapsamlı ve çözüme yakın olanıdır. Çünkü devrimci bir özle başlamış ve giderek cins sorununu doğru tahlil ederek daha da iyi bir rotaya oturmuştur. Ama son süreçte hareketin çabalarına rağmen devrimci özden uzaklaşma, umudu AB ve ABD’ye terk etmeye başlama, cins meselesinin içselleşmesi yerine erilliğin öne çıkarılması ile sıkıntılı bir sürece girilmiştir.

Süreci uzatan bir diğer etkense; Kürtlerin dışındaki demokrasi cephesidir. Barış için, silahlı güçleri onaylamak ve haklı bulmak gerekmiyor. Ama bu hiç anlaşılmadı. Barış aynı zamanda sadece PKK’yi taraf görmek ve onaylamak şeklinde anlaşıldı. Sorun, bu ülkede gerçek bir barışın hayata geçirilmesi. Barışı bozan Kürt sorunu olabilir, laiklik meselesi olabilir. Bu meselelere nerden baktığımızdan ziyade, gerçekten toplumsal barış içinde yaşayıp yaşamak istemediğimizin yanıtı önemli. Bu yanıt, bu güne kadar tam olarak verilemedi. Türkiye toplumunun ezici çoğunluğu; “nasıl olsa birileri bu işi çözer. Her zaman olduğu gibi sesini farklı çıkaranların başına yumruk vuracak bir güç vardır” diye düşünmeye devam ediyor.

Bu bağlamda Dersim’de yaşanan gerçeklerden kaç kişinin haberi var? Birçok insan; “orada teröristler yaşıyor. Vali mutlaka haklıdır” diye düşünüyor. Üstüne üstlük “bakın adamın yoluna da mayın döşemişler” demekteler. Bunu aşmak yine Dersim halkına düşüyor. Son yapılan nüfus hareketliliği ölçümlerinde en fazla nüfus kaybeden il Tunceli. Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinde çok sayıda Dersim’li yaşıyor. Her yıl önemli bir bölümü festival tarihlerinde izinlerini memleketlerinde geçiriyorlar.

Bu gelenek Türkiye’nin başka illerinde olmayan bir şey. Bu geleneklerini bozmadan festivalin iptaline rağmen Dersim’li ler yine memleketlerine gittiler ve sahip çıktılar. Yeterli düzeyde miydi bilmiyorum. Bildiğim o ki, güzel doğasını hep bir tecritle Türkiye’den koparmak, yakarak, yıkarak, barajlar yaparak yok edilmek istenmesine karşılık kararlı bir dirençle, acılı tarihini aydınlığa çevirmek mümkün. Dersim topraklarına ulaşacak barış, hepimize barışın ulaşması demektir aynı zamanda.

Scroll to Top