Bu hafta, Demokratik Özgür Kadın Hareketi ilk konferansını gerçekleştirecek. Kürt kadın hareketinin kendini bir hareket olarak tanımlamasının üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Zorlu ve sancılı bir süreçti. Hem genel olarak siyasetin çok sık değişen yüzü hem de Kürt hareketinin yaşadığı birçok sıkıntı kadınları da doğrudan etkiledi. Kırılmaların yoğun olarak yaşandığı bu süreçte kadınlar da kendilerine düşeni aldılar.
Kürt sorunun çözümü noktasında yine çözümsüzlüğün öne çıktığı, operasyonların neredeyse yeniden bir savaş kıvamına geldiği günleri yaşıyoruz. Ama sanırım kendi içimizdeki o çok bunaltıcı sorunlar genel anlamda bir dingilliğe ulaşıyor. Ancak Türkiye açısından hala siyasette önemli bir boşluk ve muğlaklık yaşanıyor ve bu kadınlar üzerinde son derece olumsuz bir etki bırakıyor.
Böylesi bir ortamda gidilen konferansın biz kadınlar açısından oldukça önemli yönleri var.
Her şeyden önce güçlü kararlı bir duruşla çıkmak ve açılım yapmak gerekiyor. Bu anlamda iki yılı daha iyi değerlendirebilirdik gibi bir düşünceye de kapılıyorum. Genelde yaşanan sıkıntılara ilaveten bir hareketi örgütlemenin ve kurumsallaştırmaya çalışmanın deneyimsizliği de zorlayıcı oldu.
Tüm sıkıntılara rağmen uzun süredir yapılan atölye çalışmalarıyla cins meselesi birçok boyutuyla irdelenmeye çalışıldı. Toplumun demokratikleşmesi önündeki temel engellerden birini oluşturan bu soruna doğru çözüm önerileri geliştirmek, politikalar oluşturmak birinci evre. Ancak doğru politikalar oluştursanız da bunları pratikte hayata geçirebilmek çok daha zorlu bir iş. Galiba önümüzdeki süreçte işin bu en zorlu kısmıyla yüzleşmek durumundayız.
Bu gün geldiğimiz nokta itibariyle son derece önemli kazanımlarımız var. Bu kazanımlar sayısız kadının emeği, bilgisi, becerisi ve ödediği bedellerle elde edildi. Kazanımları inkâr etmemek öncelikli görevimiz. Ancak bununla yetinmek ve kazanımların yanında nerelerde yanlışlar yaptığımızın da bir sorgulamasını, muhasebesini yapmak durumundayız. Tam da bu noktada bazı kişisel gözlemlerimi paylaşmak isterim.
Kadın örgütlülüğünün derinleştiği ve kapsamlaştığı süreçlerde en önemli stratejimiz, halkın içinde olmaktı. Ancak süreç içinde dikey örgütlenme modelinin yarattığı iktidarlaşma ile birlikte halktan kopmada yaşanmaya başladı. Bu hala büyük emekle yapılmakta olan çalışmaların bir inkârı değil. Ama halkla birlikte olurken beraberimizde taşıdığımız o iktidar duruşu fiziksel birlikteliklerin ötesine geçmeyi engelledi.
Bir diğer temel sorunsa kadın bakış açısı. Kadın örgütlülüğünün gelişmesini duralatan ve kadınla gerçek buluşmayı engelleyen bir olgu. Neden hala bu konuda olması gereken açılımı yapamadık sorgulamasını güçlü yapmak gerekiyor. Eğitimlerimizin yönteminden, örgütlenme kültürümüze; birey olamamaktan, sosyalleşememeye kadar pek çok etken üzerinde durmak gerekiyor
Çokça eleştirdiğimiz “erkekleşen kadın” tanımlaması da bize çok yabancı olmadı. Hatta bunu en çok çözümleyenler, eleştirenler karar mekanizmalarında görev aldıklarında erkekleşen kadınlara dönüşüverdiler. Bundan hepimiz büyük zarar gördük. Bu zararın başında da sevgi paylaşımında aramıza giren mesafeler oldu.
Çok farklı yerlerden, sınıflardan, aile yapılarından Kürt sorunu etrafında bir araya gelen kadınlarız. Ancak süreç içinde özgün bir kadın bakış açısı ve ideolojisini yaratmak hepimizi tüm farklılıklarımıza rağmen güçlü bağlarla bağladı. Bu güçlü bağları daha da güçlendirmek, büyütmek gerekiyor. Konferansın buna hizmet edeceğine yürekten inanıyorum ve başarılar diliyorum.
