Zina tartışması, TCK’nin üstünü örtmemeli!

Üzerinde konuşacak onca sorun varken, durduk yere yeni bir mevzuu çıktı. Hadi bakalım, tartışın başka meselelere zaman ayırmayın dercesine. Yaz tatilinde hükümetin sayın yetkilileri Anadolu’ya gitmişler ve bu arada Anadolu kadını, sayın hükümet yetkililerine en mühim meselesini aktarmış; “zina suç sayılsın!” Benim önsezim; varsa böyle bir aktarım bunun Anadolu kadınından ziyade Anadolu erkekleri tarafından olduğu şeklindedir. Üstelik o protokol barikatlarını aşıp da nasıl bu önemli mevzuu tartışılabildi bunu da çok merak etmekteyim.

Şimdi; Anadolu kadını, yoksulluğun yarattığı binlerce sorununu, günde üç öğün dayak yiyip, katledildiğini ve canını kurtaracak tek bir kurumun olmadığını, tekrar başlamakta olan çatışma ortamını, işsizliğini, eğitimsizliğini daha pek çok sorunun atlayıp nasıl oldu da zina meselesini böyle öne koydu? Ve de nasıl önemli bir sorunmuş ki vekiller ve de bilumum yetkililer ayaklarının tozuyla, iktidarıyla muhalefetiyle zina üzerine görüşmelere başladılar. Muhalefetin ve sosyal demokrasinin vazgeçilmez lideri Sayın Baykal’la kafa kafaya verip bu önemli meseleyi halletmek üzere kolları sıvadılar. Bu arada Sayın Baykal’ın ve Sayın Erdoğan’ın, zina yapan kadın ve erkeğin eşit ceza alması ile eşitlik sağlama fikirleri de herhalde bu yılın incisi olarak tarih deki yerini alacak.

Eril ülkemizde zina, malumunuz üzere evli erkeklerin ezici çoğunluğunun olağan bir “erkek” eylemi. Hatta çok eşlilik de bu kapsamda zinanın legalleşmiş ve kurumsallaşmış hali olarak toplumumuzda hükmünü sürmekte. Ancak, evlilik içerisinde sadakatsizliğin kadın üzerinde yarattığı travma da son derece önemli ve üzerinde uzun tartışmalar yapmayı gerektiren bir konu. Ama böylesine basit ve kaba ele alınmamalı. Sadakatsizliğin yarattığı o ağır öç alma duygusunu pek çok kadın yaşar ve zinanın suç sayılması istemi doğabilir. Ama tam da TCK’nın meclise geleceği bir süreçte bu tartışmayı başlatmak, kadınlara vurulmaya hazırlanan önemli bir darbeye kılıf hazırlamak, gözden kaçırmak veya TCK’nın üstünü örtmeye çalışmak olabilir ancak diye düşünmekteyim. 

Bir diğer gerekçe ise ailenin korunması, boşanmaların önüne geçilmesi. Yasa koymak, değiştirmek bilimsel bir iştir her şeyden önce. Yasaları değiştirirken o yasanın toplumsal olaylarla bağı bilimsel verilerle araştırılır, kamuoyunda tartışılır, konuyla ilgilenen ve emek harcayan sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınır. Ve yine tüm yasalar bireysel özgürlükleri korumayı esas almalıdır. Bu da ancak özgürlükçü bir anlayışın yönetenler ve yasa koyucular tarafından içselleştirilmesiyle mümkün.

Tüm bunlar AKP Hükümetinin olmayan demokrasi anlayışının somut yansımalarını ve CHP’nin de farksızlığını bir kez daha görmemizi sağladı deyip geçmek de var. Ama sonuçta bu anlayışlar bizi yönetiyor. Ve hepimizin özel yaşamının bir yerlerinde önemli etkisi olacak uygulamalara karar veriyorlar. Bireyi hiçleştiren, iradesini yok sayan bu uygulamalar insanın kendini çok kötü hissetmesine yol açıyor. Zina sözcüğü bile son derece itici. Sevginin, aşkın, sadakatin daha medeni, çağdaş, bilimsel tartışılabileceği günleri, böylesi bir düzeni insan özlüyor. Hele de başbakanın bu kadar kalın düşünceli, entelektüel birikimden bu kadar uzak, demokrasi kültürü olmayan ve buna bağlı olarak kadın-erkek eşitliği konusunda bu kadar bilgisiz olması ne büyük bir çıkmaz diye düşündürtüyor insanı.

Bu son tartışma bir kez daha taleplerimizi daha yüksek sesle ve daha büyük kitlelerle duyurmanın zorunluluğunu ortaya koydu. O zaman 14 Eylül’de hangi dünya görüşünde olursak olalım biz kadınların yaşamını yakından ilgilendiren TCK’nın, Meclis den istediğimiz gibi çıkmasını sağlamak için bütün kadınlar Ankara’da buluşalım. 

Scroll to Top