2006 yılının bu ilk gününde tüm insanlık için barış, huzur ve sağlık diliyorum. Bu dilekler, genellikle hayat bulmuyor ama yılın ilk gününe iyi niyetlerle başlamakta fayda var. 2005 yılı, kadınlar açısından da çok iç açıcı değildi. Yıl biterken İstanbul’da Sevda’nın kaçırılarak tecavüze uğraması, Hakkâri, Yüksekova’da babası tarafından yıllarca eve kapatılan Zahide Koç’un dramı ve Bursa’daki bir tekstil fabrikasının gece vardiyasında, yaşları on beş ile otuz iki arasında değişen beş kadının yanarak ölümü, kadınları özgürlük mücadelesinde daha çok işin beklediğinin göstergeleriydi.
Türkiye’de kadın örgütlerinin sayısal olarak hızlı artış gösterdiği ama bu artışın İstanbul,
Ankara ve İzmir gibi metropollerde yoğunlaştığı bir yıldı. Doğu ve Güneydoğu’daki örgütlenme hızının da yüksek olduğunu, Kürt kadınlarının çabalarının daha görünür olduğunu da söyleyebiliriz. Farklı anlayışlardaki kadınlar arasında dayanışmanın artarak sürmesine rağmen bu yıl da çok güçlü ve bütünlüklü bir kadın hareketi maalesef ortaya çıkmadı.
Yüz altmış üç ülkeden beş bin beş yüz kadın grubundan oluşan küresel feminist eylem ağı, “Dünya Kadın Yürüyüşü”, 10 Aralık 2004 yılında kabul edilen “Küresel Kadın Şartı” beraberinde “Küresel Dayanışma Yorganı” ile birlikte 8 Mart-17 Ekim tarihlerinde, Türkiye de dahil bir çok ülkeyi dolaşarak 17 Ekim 2005’de tüm dünyada eş zamanlı olarak çeşitli eylemlerle son buldu. 44 yıl önce kurulan Anayasa Mahkemesi’ne ilk kez bir kadın, Tülay Tuğcu başkan seçildi. Almanya’nın ilk kadın başbakanı Angela Merkel yine bu yıl içinde seçildi. Kuveyt’in ilk kadın bakanı Masuma El Mübarek ise parlamentoda yemin ederken İslamcı milletvekilleri tarafından yuhalandı.
Afganistan’ın tanınmış kadın şairi yirmi beş yaşındaki Nadia Anjuman, kocası tarafından dövülerek öldürüldü. İstanbul’da erkek kardeşleri tarafından namus gerekçesiyle öldürülen Gül dünya
Tören’in kardeşlerinin birine ömür boyu diğerine on bir yıl ceza verilmesi, kadın mücadelesinin bir kazanımı olarak biraz olsun yüreklerimize su serpti
Diyarbakır Bağlar Belediyesi, aralarında Gül Dünya’nın da olduğu farklı ülkelerden namus gerekçesiyle öldürülen yedi kadının öykülerinin yer aldığı bir anıt dikti. Anıtın dikildiği “Kadın
Yaşam Parkı” namus cinayetleri için verilen mücadelenin görünür olması açısından önemli bir katkıydı.
Avrupa Birliği yolunda ilerlemeye çalışan ama özellikle düşüncelerin ifade edilmesinde çok sık tökezleyen ülkemiz kadın-erkek eşitliği için oldukça gayretliydi. Bu gayrete MİT de katıldı. Ve kadın çalışanlarının oranını yüzde on sekiz yükselttiğini Internet sitelerinden yayınladı! Nobel barış ödülü bir erkeğe verilmiş olsa da yüz elli ülkeden bin kadın aday gösterildi. Bunların arasında ülkemizden de dört kadının olması gururumuzu okşadı doğrusu. Bu tökezlemeler sırasında eşcinsellerin örgütü olan KAOS-GL ’yi kapatmak için açılan davadan vazgeçildi.
Bu yıl linç kültürü çok gelişti. Yükselen ırkçı ve milliyetçi tutum Kürt sorununda çözümsüzlüğü sürdürdü. Kürt sorunun adını koymakta adım atan başbakanın, adımlarını sürekli bir ileri iki geri atması dolayısıyla, çeteler iş başında kalmaya devam etti. Hakkâri halkı çeteleri ortaya çıkardı ama birbirinden taban tabana zıt raporların savaşı yüzünden henüz sonuca ulaşılması mümkün görünmüyor.
Kürt siyasetinde yeni bir parti doğdu ve bir ilk olarak eş başkanlık sistemini getirdi ve Aysel
Tuğluk eş başkan oldu. Bu yılın pek çok acı olayı arasında Alman yoldaşı ile bir kazayla aramızdan ayrılan Ekin Ceren Doğruak’ın acısı en sarsıcı olanıydı. Böylesi acıları bir daha yaşamamak dileğiyle…
