Yine kadın intiharları, yine Batman!

Kadın intiharlarına ilişkin haberler medyaya sıklıkla yansımaya başladı. Özellikle Batman yine gündemde. Son on günde, beş kadının intihar haberi peş peşe geldi. Üstelik bir tanesi sadece on dört yaşındaymış. Psikologlar, kış aylarının ruhsal bunalımları arttırdığını söylüyor. İntiharlar sadece bunalım sonucumu yaşanıyor? O zaman neden bu kadar çok bunalan kadın var Batman’da? 

Ya da intiharların altında cinayet olasılığı ne kadar? İntihar etmeye zorunlu kılmak şeklinde yaşanan cinayetler. Zira yeni yasalar, kadın bilinçlenmesinin ve dayanışmasının artması, AB süreci derken namus gerekçesiyle eskisi kadar rahat bir şekilde, ailenin küçük yaştaki erkeklerine öldürtülemiyor kadınlar. Namus bir saplantı şeklinde insani tüm duyguları ve en önemlisi sevgiyi yok edip götürüyor.

Öyle beter bir algılayış ki namus, dünyaya getirdiğin, bin bir güçlükle büyüttüğün öz kızını, aynı zorluklarla büyüttüğün oğlunun öldürmesine razı olmaya kadar varıyor. Neresinden bakarsanız bakın, son derece ilkel bir duygu. Bu ilkel duyguyla baş etmek için gösterilen çaba son derece sınırlı. Toplumdaki kanaat önderleri olarak kabul edilen şahıslar açısından da durum böyle. Yani köyün öğretmeninden, imamından, muhtarından başlayarak toplumda lafı sayılan, dinlenen hiç kimsenin gündeminde böylesine bir vahşete karşı, hiç değilse ne oluyor? Ne yapılıyor? Diye durup bir sorma ihtiyacı bile yok. Batman gibi büyük ve sorunları çok daha büyük bir kentte böylesi bir mesele bir-iki kadın kurumu veya psikologla çözülebilir mi?

Çarşıya gitmenin, komşuya gitmenin, sinemaya gitmenin namussuzluk olarak algılanması genç bir kadına nasıl duygular yaşatıyor? Böylesi bir baskı altında yaşayan kadınların kendilerinin de insan olduklarına dair herhangi bir fikir geliştirmeleri mümkün mü? Kadınlara yaşatılan bu büyük baskı karşısında kadın meselesine saygılarının sonsuz olduğunu söyleyen erkekler nerede? Neden daha yüksek sesle toplum içinde buna itiraz etmiyorlar? Sessiz kalmak aynı zamanda onaylamak değil mi?

Kadın meselesine saygılı bu erkeklerin, lafı döndürüp dolaştırıp toplumun gelenek ve göreneklerinin önemli olmasına getirmelerine artık tahammül etmek mümkün değil. Bu tamamen bir zihniyet sorunu ve bu zihniyet aydın olduğu sanılanlarında zihniyeti. Üniversite okumakla da değişmiyor. Özellikle Kürtlerin son yıllarda yaşadığı inanılmaz değişim dönüşümün bu alana yansımamakta ki ısrarı üzerinde daha fazla durulması gerekiyor.

Bir yüzeysellik var ve bu yüzeyselliği sorgulamaktan kaçıyoruz. Gündem, her zaman politik meselelerle dolu ve kadınların intiharlarıyla uğraşacak zaman yok. Bir kaç işi bir arada yapmak gibi bir sorumluluk duygusu da geliştirilemedi. İki dönemdir aydınlandığını düşündüğümüz siyasetin temsilcilerinin yerel yönetimlerde olduğu bir kentte kadın intiharları neden durdurulamıyor? Yerel yöneticiler bu konuda neler yaptılar? Kamuoyuna bir an önce bir açıklama borçlular.

Sistemin nasıl işlediğini, nasıl çözümsüzlüklerden beslendiğini biliyoruz. Ancak halk, oylarını çözüm için kullandı. Bu oylarda en büyük katkı kadınların. Kadınları bu kadar görmezden gelmek, onların içinde debelenip çıkamadıkları sorunlar üzerinde daha etraflı çözümler üretmekte iş başına gelenlerin görevi. Bu görevler arasında namus denilen bu belalı algılayışla mücadele de var. Buna dokunmamak, bunun üzerine gitmemek tarihsel bir yanılgı ve bedel olarak ölen her kadın, hepimizin canını çok acıtıyor. Hepimizden bir parçayı alıp götürüyor.

Scroll to Top