Kadına yönelik şiddet Kürt coğrafyasında da hızla sürüyor. Üstelik daha sert yöntemlerle. Geçtiğimiz günlerde; Ağrı’da genç bir kadının yaşadıklarını hep beraber izledik. Ailenin erkekleri, önce camdan atıp daha sonra hastaneye gideceği ambulansta bıçaklayarak başladıkları işi bitirmekte ısrarcıydılar. Çok sıklıkla medyaya yansıyan benzeri şiddet olaylarının ürkütücü yanından ziyade düşündürücü yanını konuşmak istiyorum bu yazıda.
Dünyanın her yanında olduğu gibi memleketin Doğusunda ve Güneydoğusunda kadına yönelik şiddet yeni değil ama şiddet uygulayıcılar daha acımasız, sert yöntemler geliştirmeye başladılar. Sanki yaygın bir Kürt geleneğiymiş gibi kadınların burunlarını kesiyorlar. Kimseden korkar, utanır, çekinir halleri yok gibi. Kürtler için devlet mekanizmaları tarih boyunca kesin caydırıcı bir etki yaratmamıştır. Ama başka bir güç Kürt erkeklerinin davranış biçimleri üzerinde, özellikle kadına yönelik şiddet konusunda önemli bir etki yaratmış, caydırıcı olabilmiştir.
Bu güç, Kürt kadın hareketidir. 30 yıllık kirli savaşın en önemli kazanımı olarak değerlendirilebilecek kadın hareketi uzunca bir süredir bu mesellerin çözümünde atıl kaldı diye düşünüyorum. 1995- 2004 yılları arasında çok sayıda kadının emeği, genel hareketinin cins sorununa karşı duyarlılığı ile büyük gelişmeler kaydedildi. HADEP-DEHAP sürecinde kadınlar parti içinde etkin bir rol oynamayı başardılar. Partilerin anayasaları sayılan tüzükler de kadına yönelik şiddet dahil önemli maddeler konuldu ve uygulandı.
Halâ Türkiye’deki bütün siyasi partilerden daha fazla kota uygulamayı başaran bir siyasi çizgideler. Ayrıca il ve ilçelerde sivil kadın örgütlerinin kurulması, yerel yönetimlerde iktidar olduktan sonra daha da gelişti. Siyasette feminist perspektiflerle donanan kadınlar tüm bu alanlarda aktif olarak çalıştılar. Kürt hareketinin eril yapısının kırılması için verilen tüm çabalar bölgede sosyal politikaların gelişimini etkiledi. Feodal değerler tamamen yıkılamasa bile gerilemesi, gelenek ve göreneklere sığınılarak kadınlar üzerinde yaratılan çeşitli şiddet şekilleri için çözümler üretildi. Yerel yönetimlerin imkânları kadınlar için seferber edildi.
Yapılan ve yapılmaya devam edilen olumlu her şeyi görmek ve hakkını teslim etmek gerekir. Ancak Kürt hareketinin sıklıkla dile getirdiği “erken iktidar hastalığı” tedavi edilemedi. Siyaset değişkendir. Değişen dünya koşulları, yeni jenerasyonun hayata, politikaya bakış açısı ve devletlerin politik hatları sürekli değişir. Kürt sorunu bu değişimleri en hızlı yaşayan konumda. Mesele karışık. Önemli bir coğrafya üzerinde çok sayıda devletin sorunla ilgisi var. Bunların içinde en önemlisi olan Amerika, Öcalan’ı Türkiye’ye getirip Irak’ı işgal etmesiyle birlikte Kürt sorunun tam da orta yerine oturdu.
Kürt hareketinde en keskin değişim işte tam da bu süreçte Öcalan’ın tutsak edilmesiyle birlikte başladı. Dengeler çok değişti. Irak’ta süreci devam eden Kürt devletinin inşası, yıllardır bir devlete sahip olmak isteyen Kürtler açısından çok duygusal bir gelişme oldu. “Her gelen ezdi bastırdı, varsın Amerika olsun biz bugünleri çok özlemiştik” algısı aydınlarının çoğunluğu olmak üzere Kürtlerin genel algısı oldu. DTP’ nin kuruluşu da bu sürece rastladı. Yeni konsept, Kürt siyasetinde kadınların ve sosyalistlerin tasfiyesine yol açtı. Özellikle kadınlara dönük olanı oldukça kapsamlıydı.
Genel kural gibidir, siyasette tasfiyeleri yapanlar buna tasfiye demekten şiddetle kaçınırlar. Kürt hareketinin yanında olan, ona güç veren sosyalistler, feministler ise bu tasfiyeleri ya fark etmediler, ya da “iç işlere” karışmak istemediler. Büyük bir hızla gidenlerin yerine yenileri geldi. Ancak hesaba katılmayan olgu, kadın farkında lığının ve güçlenmesinin zor ve uzun süreli bir mesele olduğuydu. Yeni gelenlerin feminist perspektif kazanmalarına ne zaman nede ortam oldu. Üstüne üstlük kapsamlı kadın tutuklamaları yaşandı. Bir kısmı uzun süredir harekette yer alan bu kadınların tutukluluk halleri sürüyor. Bugün bölgede sosyal sorunların artmasında Kürt kadın hareketinin feminist damarının örselenmiş olmasının büyük etkisi var. Bire bir kendiyle hareket etmeyen kadın kurumları ve kadınlarla mesafeler açıldı. Oysa böylesine güçlü ve çoğul bir kadın hareketi kendi içinde daha demokratik ve farklılıklara açık olabilmeyi başarsaydı barış dediğimiz şey daha yakında olabilirdi. Kadınların güçlü olması sosyal politikalarında güçlenmesine yol açar. Üstelik Türkiye’nin buna ihtiyacı var.
Kırmızıçizgilerin çokluğu ve kalınlığı da siyaseti güçleştiriyor. Devletin kırmızıçizgilerine karşı mücadele etmek feministlerin, sosyalistleri, demokratların boynunun borcu. Ancak bu çizgilerin sahibi, ezilenlerin savunusunu yapanlar olunca mücadele edilmesi çok zor oluyor. Ve hep “zamanı değil” tepkisi ile karşılaşabiliyorsunuz. Oysa zamanında yapılabilen özeleştiri haklı olanları güçlendirir. Kürt kadın hareketi son beş yıldır kalın kırmızı çizgilerle sert ve katı bir duruş sergilemektedir. Oysa 2000 li yılların gelişimi sürdürülebilseydi bugün çok daha güçlü birliktelikler oluşabilirdi.
Şimdiyse Kürt açılımı adıyla yeni ve önemli bir süreci yaşıyoruz. Bu açılım için çaba harcayan herkesin emeği son derece kıymetli. Kürt savaşında hepimiz acı çektik. Ama en büyük acıyı Kürtler çekti. Geleceğe dönük umutlu olmak, daha mutlu ve özgür bir yaşamı ummak hepsinin hakkı. Sorunun çözümü yaklaştıkça hayata dair konularda bırakılan boşluklar insanı endişelendiriyor. Açılması düşünülen üniversitelere Irak’tan hocalar getirileceği haberleri gibi. Kürtlerin kendi ana dillerini bilimsel olarak öğrenmeleri önündeki en büyük engel devletti. Bu doğru ama daha büyük engelleri yıkmayı başaran Kürt hareketi, 10- 15 insanın Kürtçe eğitimi için zaman, emek ve bütçe ayıramaz mıydı? İşte tüm bunlar yeni yetişenler açısından güven ve umut kırıcı. Kürtlerin güvenecekleri dağlara kar yağdırmaya kimsenin hakkı yok. Üniversite sınavlarında Türkiye sonuncusu olmaya devam eden Hakkari’den DTP’li belediye başkanlarının görkemli düğün haberlerini okumak insanın içini acıtıyor.
Kürt sorunun çözümüne ilişkin çabaların arttığı bu dönemde, Kürt kadın hareketinin de daha yapıcı, kapsayıcı olmasını umuyorum ve diliyorum.
Amargi Dergi – Sayı:14 syf:4
