8 Mart’ı geride bıraktık. Ama galiba üzerinde en çok konuşulan bu 8 Mart oldu. Hani neredeyse kadınlar, “iyi ki dayak yediniz!” diyesi geliyor insanın. Aslında önceki 8 Mart’lar da o kadar çok dayak yedik ki. Bizim ülkemizde bir gelenektir. Kadınlar gününde kadınlar, işçilerin gününde işçiler, öğretmenlerin gününde de öğretmenler dayak yer. Genellikle kameralara da yansır bu görüntüler. İbret olsun, öyle sokağa falan kimse çıkıp hak aramasın diye halkımıza defalarca gösterirler.
Bu sefer Avrupa işi karıştırdı galiba. Üstelik o günlerde Avrupa Troykası yapılmaktaydı. İster istemez akşam Türkiye televizyonlarında izlediler. Bu vahşi görüntüler karşısında sesiz kalamazlardı. Seslerini çıkardılar. Ses sese karıştı dünya âlem kadınlar gününde kadınların dayak yediğini duydu, gördü. Hükümette iyice şaşkınlaştı. Yani biz bunu hep yapardık. Ne oldu da bu kadar gürültü koparılıyor. Ayrıca bizim kadınlarımız, gençlerimiz hem döveriz hem severiz size ne oluyor şeklinde bir tepkiyi de resmen dile getirdiler.
Böylesi olayların akabinde AKP Hükümetinin olmayan demokrasi algılayışı iyice gün yüzüne çıkıyor. Başbakan; “topu topu yüz kişiydiler üstelik hepsi kadın değildi” dedi. Yani bu noktaya affınıza sığınarak katılıyorum. Grubun yarısı erkekti. Üstelik “o gün 6 Mart’tı, yani kadınlar günü değildi” dedi. Yıllardır 8 Mart’ın bir haftaya yayılan bir süre içinde kutlandığını, üstelik hafta içine geldiği için birçok yerde etkinliklerin hafta sonuna getirildiğini galiba ülkenin Başbakanı bilmiyordu. Etkinliklerin “bölücü terör örgütü” mensupları tarafından yapıldığını, onun için şiddeti hak ettiklerini de söyledi. İç İşleri Bakanı ve Adalet Bakanı da benzer ifadelerle, asıl suçlunun demokratik haklarını kullananlar olduğunu çeşitli biçimlerde ifade ettiler.
Bu arada Türkiye’de kadına yönelik şiddetin takipçisi olacaklarına, bu yılı bununla mücadele yılı ilan edeceklerine dair Avrupa Birliğinin çeşitli kurumları beyan üzerine beyan vermekteler. Ama bizim ülkemizin Başbakanı bu yılı kendi kendine “Afrika Yılı” ilan etti. Şimdi ne olacak diye insan merak ediyor. AB’ye giriş için nasıl olsa hükümetin bir acelesi yok. Galiba bu yıl atletizme daha bir ağırlık verip Afrika’dan daha çok atlet falan getirecekler. Irkçı yanları da çok ağır basar. Siyah derili insanlarla öyle pek içli dışlı olamazlar. Nasıl olacak bilemiyorum.
Ayrıca “bölücü terör örgütü” ’ne ait sloganlar atıldığı için polisin müdahale ettiği gibi bir savunma, kamuoyunda o grubun Kürt hareketinin mensupları olduğu şeklinde bir anlamaya yol açtı. Ve buradan hareketle abuk sabuk ırkçı değerlendirmelerinde bini bir para şeklinde ortalara saçıldı. Efendim sadece Kürtler çok eşlilik içindelermiş, töre cinayetlerini hep Kürtler işliyormuş. Kürt kadınları onun için kendi işleriyle uğraşsınlarmış. Yani kadın hakları “beyaz” haklarıdır ve sadece “beyazlar” savunur şeklinde anlaşılacak değerlendirmelerde oldukça fazla yapıldı.
Aslında son derece ciddi bir konuya daha ciddi eğilmek gerekirdi ama inanın bazen insanın canı sadece dalga geçmek istiyor. Uğur’un ve babasının katilleri hala görevleri başında. Barış
Grubu meclis binasından alınıp tekrar cezaevine kondu. Gözaltında taciz ve tecavüz mağdurlarının mağduriyetleri hala giderilmedi şeklinde sorulacak ne çok soru var, hem AB’ye hem de hükümete.
Neyse her şeye rağmen 8 Mart haftaya yayılan ve çeşitlenen tarzıyla renkli ve canlı geçti.
Özellikle o gün Türkiye’nin her yerinde havanın yağmurlu olması katılımı olumsuz etkiledi.
Kadın, çocuk ve eylem dendiğinde hava koşulları inanılmaz ölçüde etkili oluyor. Emeği geçen herkesin eline sağlık. Mart ayı etkinlik ayı, şimdi halkların ortak bayramı olan Newroz’a hazırlık yapma zamanı.
