9 Kasım’da Şemdinli’de başlayan şiddet ortamı, Hakkâri ve Yüksekova’da devam etti. Aslında 2005 Newroz ’undan bu yana Kürt sorunun çözümsüzlüğü kademe kademe yükseliyor.
Yaşananlar hepimizi derinden etkiliyor. Tepkiler artmaya başladı ama öylesine yetersiz ki…
Faşizmle yönetilen sistemlerde görülebilecek şeyler yaşadık şu birkaç gün içinde. Daha öncede benzerlerini yaşamıştık. Türkiyeliler olarak hafızamız pek güçlü değil. İnsanlara dışkı yedirildiğini de unuttuk. Yaralanan insanların gittikleri hastaneye güvenlik güçlerinin gaz bombası atmaları her kesin yüksek sesle itiraz etmesi gereken bir vahşetti. Ancak duymazlıktan gelindi. Galiba Hakkâri, Şemdinli, Yüksekova AB’ye girmeyecek. Hani AB’yi içtenlikle savunanlardan bile ses çıkmadı da.
Uzaktan, evlerimizdeki televizyon ekranına sığacak ölçüde izliyoruz. Yaşamların sona ermesini, cansız bedenlerin havaya kaldırılışını görüntüleyen anları, insanların ortasından büyük hızla geçen panzerleri, birbiri ardına sıkılan kurşunların sesini. Bu görüntüler arasında gözüme çarpan, sokaklarda kadınların olmadığı. Şiddet öylesine kol geziyor ki kadınların evden çıkması sanki imkânsızlaşmış. Eminim evde, mahallede yürekleri kötü bir haberi alma endişesiyle çarpıyor.
Bu arada pek çok heyet gitti. Kendince incelemeler yaptılar. Raporlar yazdılar. Ama giden heyetlerde kadınlar yoktu. Oysa yaşananlara kadın gözüyle, yüreğiyle bakmak gerekiyor. Şemdinlili kadınlar neler hissediyor? Muhtemelen kendilerini yalnız hissediyorlar. Geleceğe dair umutsuzlar, kaygılılar. Memleketin diğer tarafında yaşayan kadınlar gibi yeni TCK’yı tartışacak, görecek halleri yok.
Onların bu hislerini bir parçada olsa umuda dönüştürmek, “siz yalnız değilsiniz” demek için kadınlar Şemdinli’ye gidiyorlar. Kısa sürede farklı şehirlerde oturan, günlük yaşam içinde çok farklı uğraşları olan kadınların toparlanıp oralara gitmesi de kolay olmuyor. Eğer bir aksilik olmazsa gelmek izteyipte gelemeyenler adına bir grup kadın yarın Şemdinli’de olacak. Gidemeyenlerin yüreklerini de beraber götürerek.
Hakkâri ve ilçelerinde yaşananlar asla unutulmamalı ve unutturulmamalı. Hükümet yetkililerinin ilk başta yaptıkları açıklamalarındaki kararlı ve özgüvenli ses giderek kısıklaşıyor. O kocaman lafların arkasından hemen alınan ilk tedbir açıklandı: “Hakkâri’de çevik kuvvet birimi kurulacak”. Zaten halkın en temel ihtiyacı, çevik kuvvetti! Üniversite sınavında daima sonuncu olmaları, tamamının neredeyse işsiz ve yoksul olması, o muhteşem doğasının turizmle asla tanışmamış olması önemli değil!
Tüm yoksulluk ve yoksunluğa karşı Hakkârililerin kocaman yürekleri ve cesaretleri var. Teknolojiden asgari ölçüde yararlanmalarına rağmen. Katilleri cep telefonlarıyla delillendirmeyi başardılar. Bombacıları anında yakalayıp kameralarla sabitlediler. Arka kapıdan bırakılmış olsalar da suçluları karakola götürdüler. Bir bütünlük içinde demokratik tepkilerini gösterdiler. Hepsi dükkânlarını kapattı. Hepsi çocuklarını okullara göndermedi. Türkiye’nin diğer illerinin bu yaşananlardan çıkaracağı o kadar çok ders var ki…
Bu demokratik bilince hepimiz ulaşabilmiş olsaydık, yönetenler böylesine fütursuz olamayacaklardı. Bu bilinçsizlik aynı zamanda Hakkâri’de yaşananları da görünmez kılıyor.
Sosyal demokratları görüyoruz. Hemen yeni bir mevzuu buldular. Başbakanın; “ulamalara danışılsın” sözleri memleketin en birincil meselesi haline getirildi. İnsanların sokak ortalarında öldürülmesi, hastaneye gaz bombası atılması, cenaze törenine katılan insanların tepesinden alçak uçuş yapılması laiklik kadar ehemmiyet taşımıyor.
Şemdinli’ye ulaşacak kadınların; duymayan kulakları, görmeyen gözleri bir parçada olsa aydınlatılmasına aracı olmalarını diliyorum.
