Sevgili okurların sabrına sığınarak “kadın hareketlerine göz atma” meselesinin sonuna geldik.
Bu anlamdaki son yazımda Demokratik Özgür Kadın Hareketine biraz eleştirel bakmak istiyorum. İçinde bulunduğumuz süreç, genel olarak Kürt hareketinin her zamankinden daha çok kendine dönük samimi özeleştiri yapma süreci. Kadınların öncü rolü dikkate alındığında daha derinlikli bir özeleştiriyi kendimizden başlatmamız gerektiğini düşünmekteyim.
Kadın ideolojimiz, kadının tarihsel kökenini irdelemede oldukça önemli bir mesafe kat etti.
Neolitik döneme ilişkin belirlemeler ve açılımların yapılması ve üzerinde tartışılması önemli. Ancak tartışmalarımızı o günden günümüze getirmede ve Dünya kadın hareketlerini daha görünür kılmada yetersiz kalıyoruz sanırım. Bu algılayışımız, süreç içinde tek tip okuma alışkanlığını da beraberinde getiriyor.
Sosyalleşme ihtiyacımızı da hep öteliyoruz. Giderek bizim gibi düşünen insanların içinde daha rahat eder hale geliyoruz. Böylece farklı düşünenlerle aramızdaki diyalogsuzlukta büyüyor. Genel yapımız içinde ve özellikle gençlikte bu durumun daha vahim olduğu, kadınların son yıllarda bunu aşmada gayretli ve başarılı olduğu da bir gerçek ama ne yazık ki önemli darlıklar da yaşanıyor.
İç toplantılarımızda tartıştığımız ama hala aşamadığımız bir başka sorun, kadro anlayışımızın getirdiği sıkıntılar. Tam profesyonellik ısrarımız giderek tek tip kadının kadrolaşmasına neden oluyor. Doğal olarak kadınlık deneyimleri sınırlı olan genç kadrolar kırk yaş üstü kadınları örgütlemek gibi zorlu bir işi yürütmeye çalışıyorlar. Kadınlığın her yaş dönümünde sadece kadınlığa ait evreleri bilememek ve hissedememek bu iki jenerasyonun birbirini anlamasında önemli sıkıntılar yaratıyor.
Daha adil bir sistem için sürdürdüğümüz mücadelede eril sistemin alışkanlıklarını da bir türlü atamıyor, dikey örgütlülüğün açmazlarını yaşıyoruz. Giderek elitleşen ve halktan kopan yönetim kadrosu, kalıcı ve güçlü örgütlülükleri oluşturamıyor. Hareketimizin ilk konferansında örgütlenmeye ilişkin kararların 11. maddesinde “Örgütlenme dilinin, üçüncü kişilere hitap eden tarza kavuşturulması, siyasal dilin değişik bilim dallarından ve hatta sanat dallarından yararlanılarak, betimleyici, açıklayıcı ve çözümleyici bir biçime kavuşturulması” kararlaşmasını da bir an önce hayata geçirmemizde zorunluluk var. Kürt sorunu ve kadın sorunu gibi iki çetin işi çözümlemek üzere yola çıkmış bizlerin, böylesi çetin sorunları çözebilmek için bunu anlamayanlara anlatacak düzeyde ve kapsayıcı bir dili yakalamamız gerekiyor.
En temel sorunumuz da “kadın bakış açısı” kazanmak. Bunun için kadın olarak doğmak yetmiyor. Kürt kadınları olarak bu işin en önemli bölümü ve başlangıcı olan, “ezilmişliğini fark etmek” konusunda önemli adımlar attık ama derinleştirmek ve başka kadınlara daha çabuk fark ettirmenin yollarını aramak, bulmak ve zenginleştirmek zorundayız.
Erkekle yıllardır süren suç ortaklığını da hala bilerek veya bilmeyerek sürdürmekteyiz. Doğru temelde kopuşu sağlarken diğer kadın hareketlerinden farklı en önemli saptamamız olan “erkeği değiştirip, dönüştürmek” konusunda da yavaş hareket ettiğimizi düşünmekteyim. Siyasetimizde hala temiz kalmayı başarmış olan kadının, inanç ve kararlılığından şüphem yok. Ama biraz daha cesarete ihtiyacımız var. Uğrunda mücadele ettiğimiz değerler için çok farklı yerlerden gelen bizlerin, birbirimizi daha fazla severek bu cesareti kazanacağımıza inanıyorum. Sevmeyi başarırsak eğer, insanın yüreğini daraltan bu sıkıntılı süreci daha sağlıklı atlatabiliriz.
Başlarken de ifade ettiğim gibi biraz merak uyandırmak ve tartışmak istedim. Tarihsel derinliği ve pek çok ayrıntısı olan kadın hareketlerini birer sayfaya sığdırıp “işte doğru bu!” demek gibi bir amacım olamaz. Başta Ortadoğu olmak üzere her gün daha da pervasızlaşan şiddetin önünü kesmek ve kendi ülkemizde yeniden ayak seslerini duymaya başladığımız şiddet ortamını tekrar yaşamamak için hareketimizi hızla örgütlemeliyiz.
