Toplumsal cinsiyet sorunu, öyle kolay kolay çözümlenecek bir sorun değil. Yıllardır bazı tartışmaları tükettiğinizi sanıyorsunuz ama Ankara gibi metropol bir kentte kadın toplantısına bazı kurumların erkek temsilciler gönderdiğini görünce tekrar başa dönüyorsunuz. Üstelik bu “devrimci” arkadaşlar kadınlara perspektif sunmaya bile kalkışıyorlar.
Bu yıl 8 Mart’ı erken örgütlemeye başladık galiba derken erkeklerin katılımı üzerinden uzun bir süre iç tartışmalarla geçti. Bu moral bozucu ve usandırıcı oluyor. 8 Mart, kadınlara ait bir gün ve kadınlar tarafından örülmesi gerekiyor. Yani örgütlenmesi, içinin doldurulması ve doğal olarakta o gün bir araya gelmesi gerekenler kadınlar. Çok anlaşılır ve basit bir cümle bu. Ama bir türlü anlaşılmıyor.
Erkek yoldaşlar dayanışma adına egemen bir bakışla o günü kadınlara dar etmeye çalışıyorlar. Yani size ait bir günü planlamanıza müdahale ediliyor. Oysa 8 Mart’ta sadece kadınların katılmasını istemek de biz kadınların ideolojik duruşu. Bu duruştaki kararlılık bu yıl birçok yerde gösterildi. Özellikle sosyalist olduğunu söyleyen erkek ve kadınların toplumsal cinsiyet meselesine bakışı, kırk-elli yıl önceki bakışın aynısı. Oysa o günlerden bugüne çok şey değişti.
Her şeyden önce dünya sosyalizm deneyimini yaşadı. Sosyalist ülkelerde demokrasinin oturtulamamasındaki temel sorun cins meselesiydi. Sosyalist ülkelerde kadınlara dair çok önemli ve olumlu şeyler yapıldı ama kadınlar özgürleşemedi. Bunun gerekçesini diğer emperyalist güçlere ve sosyalizmden sapma gösterenlere havale etmek gerçekçi değil. Kadın meselesine elli yıl önceki gibi bakmak, bu konuda hiç eleştirel olmamak ve gelişen kadın mücadelesini izlememek sosyalizm adına önemli bir handikap.
Sosyalist olduğunu söyleyen erkeklerin zihinlerinde cins meselesini çözdüklerine inanmak mümkün değil. Sosyalist kadınlarında yoldaşlarının bu sorunu çözdüklerini sanmaları büyük yanılgı. Bu konuda kaba ve ön yargılı yaklaşımlar ise tartışma şansınızı bile ortadan kaldırıyor. Feminizmi salt erkek düşmanlığı olarak görmek ciddi bir cehaleti de gösteriyor. Feminizm, tek tek erkeklerin düşmanı değildir. O zaman insanlığında düşmanı olur. Düşman olunan ve mücadele verilen şey “erkekliktir”
Feminizm, erkekliğin toplum tarafından bireylere öğretilen ve zorla dayatılan ve asıl yok edilmesi gerekenin bu olduğunu söyler. Bunu saptıran, yanlış pratikler içinde olan pek çok feministte vardır. Bu çok doğaldır. Her ideolojide bireylerin yorum ve algılayışı ama en önemlisi de kendi yaşamlarına uygulaması farklılıklar gösterir. Her sosyalistim diyen nasıl bunu başaramıyorsa feministler içinde geçerlidir.
Dünyada sosyalizm değişimler yaşıyor. Pek çok ülkede sosyalist partiler aynı zamanda feminist olduklarını da belirtiyorlar. Sosyalim ile feminizm en kolay anlaşması gereken iki ideoloji. Ama Türkiye’de kavgalı Ön yargılar aşılmıyor bir türlü. Cins meselesine, sınıfsal baktığını söyleyenler yoksul kadınların cins sorunu olduğunu atlıyorlar. Yoksulluk ortadan kalkınca kadınların sorunlarının kalmayacağını sanıyorlar. O zaman neden Dünyanın en gelişmiş, en refah ve demokratik ülkesi olan İsveç’te kadına yönelik şiddet, %23’e çıktı?
Kadın ve erkek arasındaki tek çelişki para mı? Kürtler bu ülkenin en yoksulları. Ama cins meselesinde son derece önemli bir yol aldılar. Şüphesiz daha çok fazla sorun var. Ama en azından doğru bir bakış açısının tohumlarının ekilmiş olması son derece önemli. Atılan bu tohumlar ileride çok daha güçlü gelişecek ve yeni nesiller daha şanslı olacak. Bunun gelişmesi ve zihniyet devriminin hayat bulmasını da yine biz kadınlar sağlamak zorundayız. Kürt kadın hareketi olarak 8 Mart’ı alanlarda kadınlarla kutlamak istiyoruz. Erkek yoldaşlarımızın da kadınların alanlara gelmesini kolaylaştırarak dayanışmalarını göstereceklerine inanıyoruz.
