Bu yıl 8 Mart’ın hafta içine gelmesi etkinlikleri zorlaştırdı. Gününde kutlanması önemli ve gerekli ama büyük metropollerde çalışanları da düşünerek gününden önce kutlamak zorunlu olabiliyor. Gününden önce kutlanacak 8 Martların coşkulu ve görkemli geçmesini diliyoruz.
Kadın sorunu, içi boşaltılmaya en istekli sorunlardan biri. Böylesi günler zemin gibi algılanmaya başlandı. Türkiye’nin her yerinde ve her kurumda 8 Mart’a ilişkin tuhaf kutlamalarda hızla yaygınlaşıyor. Çok iyi niyetli düşünüp, “fena mı işte, herkes kadınları hatırlıyor.” denebilir. Çiçeklerin, yemeklerin verildiği, övgülerin dizildiği, başlarımızda taç, ayaklarımızın altında cennetin olduğunun söylendiği ama sorunlarımıza ve çözümüne dokunulmadığı böylesi kutlamalara bizim karnımız tok.
Hep sorunlarımızdan bahsettiğimiz için yakındığımızı düşünenler de çoğunlukta. Oysa sorunlarımızı dile getirmek bir yakınma değil aynı zamanda bir başkaldırmadır. Binlerce yıldır bu sorunlarımızı fark etmemize bile engellendi. Şimdi bunu fark etmişsek ve dile getiriyorsak son derece önemli bir aşamadır. Üstelik sorunlarımızı dile getirirken çözüm önerilerini de hemen yanı başına koyuyoruz.
Temel meselemiz, cinsiyetçi toplumdur. Tarihinin binlerce yıl geriye gittiğini de sık sık hatırlatmakta fayda var. Binlerce yıllık bir geçmişi tersine çevirmek kolay değil. Önce kadının bir insan olduğu ve insan olmaktan kaynaklı olarak erkekle eşit olduğu gerçeğini kabul etmek gerekiyor. Eğer daha başından “sen kadınsın, ben erkeğim aramızda farklar var ve eşit değiliz” diyorsanız, işe bu zihniyeti değiştirmekle başlamak gerekiyor. En zoru ve değiştirilmemekte ısrar edileni de işte bu zihniyet.
Bu zihniyet değiştiğinde erkek, kadını dövmeyi hakkı olarak görmeyecek. Cinselliği kadına yönelik bir şiddet haline getirmeyecek. Okuyanlar, iş ve meslek sahibi olanlar sadece erkekler olmayacak. Vali, bakan, başbakanlar hep erkek olmayacak. Kadınlara özel binlerce sığınma evi ihtiyacı kalmayacak. Radyodan şarkı istedi, sokağa çıktı, birini sevdi diye kadınlar öldürülmeyecek. Yeterli çeyiz getirmediği için kadınlar yakılmayacak. Savaşlarla binlerce insan ölmeyecek. En yoksul, en mülksüzler kadınlar olmayacak.
İşte o zaman dünya daha yaşanılır bir dünya olacak. Tüm bunlar hayal değil. Dünyayı bugün ki duruma nasıl getirdiysek daha yaşanılır bir hale de yine biz insanlar getireceğiz. Zaman alacak, bedel ödenecek ama bir gün mutlaka bu zihniyet değişecek. Dünyanın her yerinde ezilmişliğini fark eden kadınlar ve ezdiklerini fark eden erkeklerin çabası ve mücadelesiyle hayal gibi görünenler gerçek olacak.
Çabaları küçümsemek ve hiçbir şey değişmiyor diye düşünmek yanılgılı. Geriye dönüp baktığınızda önemli gelişmeler var. Kadınlar örgütlendikçe birbirleriyle dayanışma gösterdikçe kazanımlar da büyüyor. Güçlenen bir kadın hareketi, sistemi de etkilemede başarılı oluyor. Bu 8 Mart’ta içini boşaltmak isteyenlere inat, taleplerimizi yüksek sesle dile getirmek ve bir önceki yıldan daha çok olmak gerekiyor.
Beyaz tülbentleriyle gözaltına alınan, tutuklanan Barış Annelerini, Mehmet Tarhan ve onun gibi militarizme yürekli direnenleri, bireysel yaşamlarından fedakarlık yaparak toplumun kurtuluşunu yaşamlarının önüne koyan tüm insanları yüreğimizde hissederek ama Kenan Evren’i alkışlayanları, linçe isteyerek koşanları, hepimizin ekmeğini çalanları da görerek safımızı belirlemek zorundayız.
